AİLE KONUTU ŞERHİ Google

a) Açıklama
Aile konutu, ailenin devamlı olarak ikametine ayrılan konuttur. Medeni Kanunun 19. Maddesinde aile konutunun bulunduğu yere “yerleşim yeri” adı verilmiştir. Buna göre; yerleşim yeri, ailenin sürekli kalmak niyetiyle oturduğu yerdir. ailenin aynı zamanda birden fazla yerleşim yeri olamaz. Demek ki, ailenin birden fazla aile konutu olamaz. Medeni Kanunun 19. Maddesinde sözü edilen yerleşim yerindeki konut “aile konutudur” aile pek çok yerde ev, yazlık, dağ evi v.s. sahibi olabilir, ancak bunlardan sadece birisi medeni kanunun aradığı anlamda aile konutudur. Tapudaki vasfı dükkan, işyeri vasıflar olan yerler aile konutu olamaz. Ancak tapudaki vasfı arsa, bağ, tarla olan yerler üzerinde konut yapılmış ve cins değişikliği henüz yapılmamış yerlerde aile konutu bulunduğu iddia edilirse ilgili muhtarlığın yazısı ile parseller üzerinde aile konutu bulunduğu edilebilir.
Aile konutu esas itibariyle Medeni Kanunun 194, 240, 254, 279 ve 652. Maddelerinde düzenlenmiştir.
194. Maddeye göre; “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.
Rızayı sağlayamayan haklı sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hakimin müdahalesini isteyebilir.
Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini isteyebilir.
Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı haline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur.”
Aile konutu eşlerden ikisi adına paylı mülkiyet şeklinde olabileceği , eşlerden birisinin tam mülkiyetinde üçüncü kişilerle paylı mülkiyet şeklinde de olabilir. Eşler arası paylı mülkiyet halinde kayıtlı ise aile konutu şerhini kütüğüne yazmaya gerek yoktur. Zira, Medeni Kanunun 233. Maddesinde “… eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz.” hükmü getirilmiştir. Ancak ısrar edilirse eşler arası paylı mülkiyet konusu taşınmazı üzerine de aile konutu belirtmesi işlenmesinde sakınca yoktur.
Tapuda yapılacak işlemler sırası işleme konutun aile konutu olup olmadığı soru konusu edilmemelidir. kütüğünün şerhler sütununda aile konutu olduğuna dair şerh yoksa karine olarak orası aile konutu değildir.
Aile konutu şerhi tapuda malik olmayan eşin talebi üzerine kütüğünün şerhler sütununa işlenir. Eşlerden ikisi birlikte gelerek de istemde bulunabilirler. Sadece malik olan eşin talebi ile de şerh işlenebilir. şerh aile birliğini korumak amacıyla öngörülmüştür. itibarla, şerh kütüğüne işlendikten sonra malik olan diğer eşin konuta özgü tasarruf yetkisi kısıtlanmış olur. Artık belirtmeden yararlanacak olan eşin yazılı rızası olmadıkça aile konutu başkasına devredilemez, üzerinde ipotek, intifa, oturma (sükna) ayni haklar ile kira kullanımı sınırlayıcı şahsi haklar kurulamaz. Diğer eşin rızası alınmadıkça, konut niteliğini bozucu cins değişikliği yapılamaz. Tasarruf yetkisi kısıtlanmış olacağından malik olan eşin haberi olmadan işlenen “aile konutudur” şerhinin malik eşe sicil müdürlüğünce bildirilmesi gerekir (MK.1019).
Aile konutu kira yolu ile sağlanmışsa sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana noterden yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı haline gelir. Artık kendisi de kiracı sayılır. kira sözleşmesi tapuya şerh edilmiş olsa bile kira yolu ile temin edilmiş mülkiyeti başkasına ait konutun beyanlar sütununa aile konutu belirtmesi yapmaya gerek yoktur. Zira kanun sadece eşin malik olması halinde onun tasarruf yetkisini engellemek için imkanı tanımıştır.
Eş konutun tamamına sahip değil de hissesine sahipse ve ailenin burada oturduğu belgelenebiliyorsa, hisse üzerine aile konutu şerhi işlenmesi mümkündür. halde kimin hissesi üzerine şerhin işlendiği de gösterilir. Örnek: Aile konutu şerhi: …….. hissesi üzerinde. -yev.
Aile konutu intifa, sükna, üst hakkı ayni haklar kurularak temin edilmiş ise taşınmazlar üzerine aile konutu belirtmesi düşülmesi mümkündür. halde hak sahibi olan eş diğer eşin rızasını almadan lehine olan hakları süresinden önce terkin ettiremez.
Aile konutu şerhi, intifası başkasın ait olan kuru mülkiyet üzerine kural olarak işlenemez. Ancak intifa hakkı sahibi rıza gösterirse eşe ait kuru mülkiyet üzerine de aile konutu şerhi işlenebilir.
b) İstenen Belgeler
1- Aile konutunun bulunduğu yerden alınmış ailenin yerleşim yeri (ikametgah) belgesi,
2- Gerektiğinde taşınmaz malın şerhi talep edilen taşınmaz mal ile aynı olduğunun kadastro müdürlüğünce tespit edilmesi,
3- İstemde bulunan eşin, tapudaki malikin eşi olduğuna dair nüfus kayıt örneği,
4- İstemde bulunanın nüfus cüzdanı pasaportu, varsa adet vesikalık fotoğrafı.
c) İstem Belgesinin Yazımı
Yukarıda nitelikleri yazılı taşınmaz malın maliki/hissedarı bulunan ….. ……’ ekte sunduğum Nüfus Kayıt Örneğinden de anlaşılacağı üzere eşimdir. Yine ekte sunduğum Çankaya ilçesi, Anıttepe Mahallesi Muhtarlığından aldığım ../../2002 tarihli Yerleşim Yeri (İkametgah) Belgesinden de anlaşılacağı üzere taşınmaz malı aile konutu olarak kullanmaktayız. itibarla, Medeni Kanunun 194. Maddesi uyarınca kütüğüne aile konutu şerhi verilmesini arz ve talep ederim.
d) Şerhler Sütununa Yazılması
kütüğünün şerhler sütununa aşağıdaki şekilde şerh düşülür. İstemde bulunan eşe isterse ve harcını öderse, şerhin tapuya işlendiğine dair resmi yazı verilir.
Örnek: Aile konutudur. -Yev.
e) Aile Konutu Şerhinin Terkini
a) Şerh malik olmayan eşin talebi ile işlenmiş ise, yine malik olmayan eşin talebiyle,
b) Şerh her iki eşin birlikte talebi ile işlenmiş ise, her ikisinin de talebiyle,
c) Eşlerin birlikte malik olduğu hisseli taşınmaz mallarda şerh eşlerden birinin talebiyle işlenmiş ise, şerhi işlettiren eşin talebiyle,
d) Malik olan eşin talebiyle şerh verilmiş ise, malik olmayan eşin de talep muvafakatıyla,
Terkin edilmesi, ancak malik olmayan eşin ya da eşlerin birlikte malik olduğu hisseli taşınmaz mallarda şerh talebinde bulunan eşin ölümü ya da konuda alınmış mahkeme kararının ibrazı halinde diğer eşin tek taraflı talebiyle de terkin işleminin karşılanması gerkir (TKGM.Gn.2002/7).
f) İşlemin Yönü
Aile konutu şerhinin kütüğüne yazımı ve şerhin terkini için her hangi harç vergi alınamaz. Çünkü Harçlar Kanununa ekli (4) sayılı Tarifede böyle harç alınacağı öngörülmemiştir. Ancak tarifede yapılacak değişiklikle işleminde makul harca tabi tutulması gerekir

Gayrimenkul satışından elde edilen kazancın vergisi Google

Gayrimenkul satışından elde edilen kazancın vergisi

4 Gayrimenkul satışından elde edilen kazancın vergisi
Gayrimenkul satışının devamlılık arzetmesi ve faaliyetin ticari organizasyon içinde sürdürülmesi halinde elde edilen kazanç, ticari kazanç olarak vergilendirilmektedir.

Gayrimenkullerin, devamlılık arz etmemek ve ticari organizasyon dahilinde yapılmamak koşuluyla elden çıkarılmasından doğan kazançlar ise değer artış kazancı olarak vergilendirilmektedir.

Ancak şartların sağlanmasına bağlı olarak, elde edilen kazanç için vergilendirme söz konusu olmayabilir.

VERGİLENDİRİLMEYECEK KAZANÇLAR
1.1.2007’den önce iktisap edilen gayrimenkullerin dört yıl, tarihten sonra iktisap edilenlerin ise beş yıl geçtikten sonra elden çıkarılması halinde, elde edilen kazancın tutarı ne olursa olsun değer artış kazancı sayılmaz, gelirler için beyanname verilmez, vergi ödenmesi söz konusu olmaz.

Ayrıca satış kazancının vergilendirilmesi için kazanç tutarının, satışın yapıldığı yıl için tespit edilen istisna tutarını aşması gerektiğinden, kazancın istisna tutarını aşmaması halinde beyanname verilmez, başka gelirlerden dolayı beyanname verilmesi halinde de gayrimenkul satış kazancı beyannameye dahil edilmez.

Yine, ticari kazanç kapsamına girmemek şartıyla, ivazsız (bedelsiz) olarak (bağış, veraset vb.) elde edilen gayrimenkullerin, elde bulundurma süre sınırlaması olmaksızın (1 yıl, 2 yıl, 5 yıl, 10 yıl, ne kadar süre ile elde bulundurulmuş olursa olsun) elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar, değer artış kazancı olarak vergilendirilmez.

Gayrimenkullerin elden çıkarılmasından doğan kazançların değer artış kazancı olarak vergilendirilmesi için;

Öncelikle elden çıkarılan gayrimenkulün, bedel karşılığı edinilmiş olması,

01.01.2007’den önce edinilmiş olan gayrimenkullerin, edinme tarihinden itibaren 4 yıl içinde; 01.01.2007’den sonra edinilmiş olan gayrimenkullerin ise edinme tarihinden itibaren 5 yıl içinde elden çıkarılmış olması,

Elde edilen kazancın, elde edildiği yıl için belirlenen istisna tutarını aşması gerekiyor.

4 ve 5 yıllık sürenin hesabı iktisap (edinme) tarihi;

Satın almada iktisap tarihi, tapuya tescil tarihidir.

Kooperatif ortaklıklarına tahsis edilen gayrimenkuller, tahsis tarihinde iktisap edilmiş sayılır.

İnşa edilen gayrimenkullerde, yapı kullanma belgesinin alındığı geçerlidir.

Arsa karşılığı daire alanlarda, inşaatın tamamlanıp yapı kullanma izin belgesinin alındığı esastır.

Cebri (zorla) icra ve şuyun izalesiyle (ortaklığın kaldırılması) satın almada tapuya tescilden önce resmi işlemlerin tamamlanmasıyla iktisap gerçekleşir.

Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile teslim alınarak kullanılmaya başlanan gayrimenkulün iktisap tarihi, tapuya tescil edildiği değil, taşınmazın tasarruf hakkının tapuya tescil edilmeden önce mükellefe bırakıldığı tarihtir.

Gayrimenkullerin elden çıkarılması safi kazanç, gayrimenkulün elden çıkarılması karşılığı alınan para ve ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen her türlü menfaatlerin tutarından, elden çıkarılan gayrimenkulün maliyet bedeli ile elden çıkarma dolayısıyla satıcının yaptığı giderlerin ve ödenen vergi ve harçların indirilmesiyle bulunur.

Elden çıkarılan gayrimenkulün maliyet bedeli, tapuda gösterilen edinme bedelidir.

Gayrimenkullerin elden çıkarılması iktisap bedeli, elden çıkarılan gayrimenkulün (bina, arsa ve arazinin), elden çıkarıldığı ay hariç olmak üzere Türkiye İstatistik Kurumunca (TÜİK) belirlenen Üretici Fiyatları Endeksindeki (ÜFE) artış oranı artırılarak tespit edilir. Ancak endekslemenin yapılabilmesi için artış oranının yüzde 10 üzerinde olması gerekiyor.

şekilde, gayrimenkullerin iktisap bedeline, elde bulundurulduğu süre içindeki enflasyon artışı da ilave edilmiş olmaktadır (endeksleme yöntemi). yöntemle mükelleflerin, enflasyondan dolayı ortaya çıkan değer artışı üzerinden vergi ödemeleri önlenmektedir.

Gayrimenkullerin elden çıkarılmasından elde edilen değer artış kazancının 2008 yılı için 6 bin 800 YTL’lik kısmı gelir vergisinden müstesnadır. istisna, aynı yıl içinde elde edilen tüm değer artış kazançları için defa uygulanacaktır.

Buna göre, 2008 yılı satılan gayrimenkulün satış kazancı hesaplanırken:

Önce gayrimenkulün alış bedeli, gayrimenkulün elde bulundurulduğu süreye bağlı olarak (ÜFE) artış oranına göre yükseltilecek.

Yükseltilmiş (endekslenmiş) maliyet bedeli ile satış dolayısıyla yapılan masraflar, satış bedelinden çıkarılacak.

Ortaya çıkan kazanca 2008 yılı için belirlenen 6 bin 800 YTL istisna uygulanacak.

İstisna düşüldükten sonra kalan tutar, gelir vergisine tabi olacak ve 1-25 Mart 2009 tarihleri arası verilecek gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilecek.

Beyanname üzerinden, Gelir Vergisi Kanunun 103. maddesinde yer alan ve yüzde 15-35 oranları arası değişen gelir vergisi tarifesine göre gelir vergisi hesaplanacak. Hesaplanan verginin birinci taksiti Mart, ikinci taksiti ise Temmuz 2009 ayları ödenecek.

56 Seri No.lu Harçlar Kanunu Genel Tebliği Yayımlandı Google

56 Seri No.lu Harçlar Kanunu Genel Tebliği Yayımlandı

4d7e4bca 5a6b 491b a3a7 13c421469a32 56 Seri No.lu Harçlar Kanunu Genel Tebliği Yayımlandı
12.07.2008 ve 26934 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 56 seri no.lu Harçlar Kanunu tebliğiyle, 5766 sayılı Kanun’la Harçlar Kanunu’ yapılan değişiklikler açıklanmıştır. Tebliğde yapılan açıklamalar bültenin konusunu oluşturmaktadır.

5766 sayılı Kanun’la Harçlar Kanunu’ yapılan değişikliklere ilişkin açıklamaların yer aldığı 56 seri no.lu Harçlar Kanunu Tebliği, 12.07.2008 ve 26934 sayılı Resmi Gazetede yayımlandı.

Aşağıda Tebliğde yapılan açıklama ve düzenlemeler açıklanmıştır.

1. Bazı taahhütnamelerde değer gösterme zorunluluğu kaldırılmıştır

5766 sayılı Kanun’la Harçlar Kanunu’nun 42. maddesinin ikinci fıkrası değiştirilerek, kamu idarelerine verilmek üzere ilgili mevzuatla belirlenen davranış kurallarına uyulacağına ilişkin olarak düzenlenen taahhütnameler, değer gösterilmesi gereken işlemler kapsamından çıkarılmıştır.

değişiklik sonrası söz konusu taahhütnamelerin;

§ değer içermesi halinde maktu esasa göre,

§ Değer gösterilmesi zorunlu olmamakla birlikte, değeri ihtiva etmeleri halinde ise nispi esasa göre,

harca tabi tutulması gerekmektedir.

2. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, Damga Vergisi Kanunu ve Harçlar Kanunu uygulaması açısından özel bütçeli idareler kapsamına alınmıştır

5766 sayılı Kanun’la Toplu Konut Kanunu’na eklenen ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığının, Harçlar Kanunu uygulaması açısından özel bütçeli idarelere tanınan imkânlardan yararlanmasına olanak sağlanmıştır.

değişiklik sonrası Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, Harçlar Kanunu’nun 59. maddesinin (a) ve (j) bentleri kapsamı yapacağı işlemlerde harcından bağışık hale gelmiştir.

Yapılan düzenlemeyle getirilen bağışıklık sadece İdareyi kapsamaktadır. Karşılıklı harç mükellefiyeti doğuran işlemlerinde yukarıda belirtilen düzenleme sadece Toplu Konut İdaresi Başkanlığına uygulanacak olup, işlemin karşı tarafına ait olan harç ödenecektir.

492 sayılı Kanun’da özel bütçeli kuruluşlara yönelik olarak başka istisna muafiyet hükmü bulunmadığından, Toplu Konut İdaresi Başkanlığının Kanun’un 59. maddesinin (a) ve (j) bentleri kapsamı dışı kalan işlemlerinde harç aranılacaktır.

Öte yandan, Harçlar Kanunu’nun 59. maddesinin (r) bendinde yer alan Toplu Konut İdaresi Başkanlığının işlemlerine yönelik istisna hükmü, mükerrerliğin önlenmesi amacıyla yürürlükten kaldırılmıştır.

3. Gayrimenkul devir ve iktisapları harcının gerçek alım satım bedeli üzerinden hesaplanması öngörülmüştür

5766 sayılı Kanun’la Harçlar Kanunu’nun 63. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları değiştirilerek, gayrimenkul devir ve iktisapları gerçek alım-satım bedeli üzerinden harcı tahsil edilmesi esasına geçilmiştir.

Değişiklik öncesi düzenlemede gayrimenkul alım-satımları; tapuda beyan edilen alım-satım bedeli ile alım satıma olan gayrimenkulün emlak vergisi değeri kıyaslanmakta, bunların yüksek olanı üzerinden harcı hesaplanmakta, vergi değerinden daha düşük beyanda bulunulması halinde, harcın hesabı vergi değeri esas alınmakta idi.

Yapılan değişikliğe göre, gayrimenkullere ilişkin işlemlerde harç matrahı, gayrimenkulün emlak vergisi değerinden az olmamak üzere, beyan edilen devir ve iktisap bedeli olacak, gayrimenkul devir ve iktisapları beyan edilen devir ve iktisap bedelinin gerçeği yansıtmadığının belirlenmesi halinde, gerçek devir ve iktisap bedeli üzerinden harcı alınacaktır.

Söz konusu değişiklik, sadece gayrimenkul devir ve iktisaplarına yönelik olduğundan, (4) sayılı tarifenin diğer bentlerine göre yapılacak işlemlerinde ilgili bentte gösterilen değer üzerinden harcı hesaplanacaktır.

Buna göre, yapılan düzenlemenin yürürlüğe girdiği 06.06.2008 tarihinden sonra yapılacak gayrimenkul devir ve iktisapları gerçek alım-satım bedelinin işlemine yansıtılmadığının tespit edilmesi halinde, alıcı ve satıcı adına cezalı tarhiyat yapılacaktır. Tapuda işlem yapıldıktan sonra, harcın gerçek alım-satım bedelinden daha düşük bedel üzerinden beyan edilip ödendiğinin tespiti halinde, aradaki farka isabet eden harç, % 25 oranı vergi ziyaı cezası ile birlikte ödenecektir.

4. Kredilere ilişkin istisna hükmünün yargı harçlarını da kapsamı içine aldığı hususu açıklığa kavuşturulmuştur

5766 sayılı Kanun’la Harçlar Kanunu’nun 123. maddesinde yapılan değişiklikle kredilere ilişkin istisna hükmünün yargı harçlarını da kapsamı içine aldığı hususu açıklığa kavuşturulmuştur.

Harçlar Kanunu’nun 123. maddesinin son fıkrası Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri ile ( kooperatifler ile Kredi Garanti Fonu İşletme ve Araştırma Anonim Şirketi tarafından bankalardan kullandırılacak krediler için verilecek kefaletler dahil) bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemlerde harç aranılmayacağı hükme bağlanmıştır.

Kanunda sayılan kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini, teminatları ve geri ödenmelerine ilişkin olarak noterde, tapuda, yargıda ve icrada yapılacak işlemlerden harç aranılmaması gerekmektedir. Ancak, kredilerin geri dönüşüne ilişkin icra işlemlerinde söz konusu istisna hükmünün yargı harçlarını kapsayıp kapsamadığı hususunda icra dairelerinde tereddütler yaşanmıştır. 5766 sayılı Kanun’la yapılan düzenlemeyle, kredilere ilişkin 123. maddede yer alan istisna hükmü daha açık şekilde vurgulanarak, söz konusu işlemlerin hiç şekilde harca tabi tutulmayacağı belirtilmiş ve yargı harcı açısından uygulamada oluşan tereddütlerin ortadan kaldırılması sağlanmıştır.

5. Harçlar Kanunu’na ekli bazı tarifelerde değişiklik yapılmıştır

a) (1) sayılı tarifede yapılan değişiklikler

5766 sayılı Kanun’la Harçlar Kanunu’na bağlı (1) sayılı tarifenin “A) Mahkeme Harçları” bölümünün sonuna eklenen düzenlemeyle aşağıdaki harçlar getirilmiştir:

Temyiz ve itiraz harçları:

Yargıtay ve Danıştay’a yapılacak temyiz başvuruları
60 YTL

Yürütmenin durdurulmasına ilişkin itirazlar dahil olmak üzere Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerine itirazen yapılacak başvurularda
40 YTL

Ağır Ceza Mahkemelerine itirazen yapılacak başvurularda
30 YTL

b) (3) sayılı tarifede yapılan değişiklikler

5766 sayılı Kanun’la Harçlar Kanunu’na bağlı (3) sayılı tarifenin “I- Başvurma harcı” başlıklı bölümüne eklenen fıkralarla aşağıdaki harçlar getirilmiştir:

Başvurma harçları:

Danıştay’a temyiz başvuruları
60 YTL

Bölge İdare Mahkemesine itirazen yapılan başvurularda
40 YTL

c) (8) sayılı tarifede yapılan değişiklikler

5766 sayılı Kanun’la Harçlar Kanunu’na bağlı (8) sayılı tarifenin sonuna aşağıdaki eklenmiştir.

Transfer fiyatlandırması ile ilgili yöntem belirleme anlaşması harçları:

Başvuru harcı
25.000 YTL

Yenileme harcı
20.000 YTL

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13. maddesinin beşinci fıkrası yer alan düzenlemeye göre, ilişkili kişilerle yapılan mal hizmet alım ya da satımı uygulanacak fiyat bedelin tespitine ilişkin kullanılacak yöntem konusunda tereddüdü bulunan mükelleflerin, gerekli bilgi ve belgelerle birlikte Maliye Bakanlığına başvurarak dönem için yöntem tespiti talebinde bulunabilmesi mümkündür.

Yapılan düzenlemeyle, söz konusu anlaşma sürecine ilişkin başvuru ve yenileme işlemleri yukarıda belirtilen tutarlarda harca tabi tutulmuştur.

İlgili Tebliğe aşağıdaki bağlantı yardımıyla ulaşabilirsiniz.

Harçlar Kanunu Tebliğ (Seri No: 56)

Saygılarımızla.

Recep Bıyık

PwC Türkiye MEA Başkanı, YMM

ANSİKLOPEDİK ÇEVRE SÖZLÜĞÜ Google

ANSİKLOPEDİK ÇEVRE SÖZLÜĞÜ

Çevre kavramı içine giren değişik terim ve

konuları işleyen Ansiklopedik Çevre Sözlüğü’nün
“K” Harfindeki maddeler, örnek olarak aşağıya konmuştur.

- K -

KADMİYUM (Cd)

Atom numarası 48 olan, gümüş beyazı rengindeki elementtir. Nükleer reaktörlerde nötron tutucu olarak kullanılır. Daha çok su ürünlerinde birikerek gıda zinciri yoluyla insanlara geçer ve patolojik etkiler meydana getirir. Kol ve bacaklarda, eklem yerlerinde ciddî hasarlara da neden olabilir. Aşırı alınması halinde ölüm kaçınılmazdır.

KÂĞIT
Kâğıt endüstrisinde kullanılan hammaddeler, olarak odun, saman ve çeltiktir. Bunlar kimyasal yöntemlerle pişirilir ve hamur haline getirilir. Elyaflı hammaddelerden imâl edilen kâğıdın en önemli doğal kaynağı, ormanlardır. En çok çam cinsi ve diğer yumuşak ağaçlar kullanılır. Elyaf, duvarları belirli miktarda selüloz içeren tüp şeklindeki hücrelerdir. Elyaflar, duvar kalınlığı ve çap olarak içindeki değişik kimyasal maddelerin bulunuşu nedeniyle farklı fiziksel özellikler gösterir. Odunun içinde değişik miktarlarda bulunan başlıca 3 ana bileşik vardır. Bunlar selüloz, hemi selüloz ve lignindir. Selüloz, büyük çapta kristal yapıda meydana gelen karmaşık moleküldür. Kâğıt endüstrisinde kullanılan kâğıt hamurunun en önemli özelliği, işlenme sırası yüksek oranda buhara ihtiyaç duyulmasıdır. Buharın elde edilmesinde kullanılan fosil yakıtlar nedeniyle kükürt dioksit kirliliği ortaya çıkar. Kâğıt hamuru ve benzer ürünlerin kaynağı olan endüstri kolunda, diğer kirletici kaynaklar arası kireç fırınları ile ergitme tankları yer alır. Yanma sonucunda açığa çıkan emisyonlara ilâve olarak kâğıt-baskı işlemler sonucu ortaya çıkan organik çözeltilerle, çeşitli kimyasal tozlar ve kurşun oksitler, çevreyi önemli ölçüde kirletecek potansiyele sahiptir.

KALKINMA

Ülkelerin, bölgelerin, toplulukların; ekonomik, toplumsal, kültürel ve çevresel şartları gerçekleştirilebilen, yerel ve toplumsal dengeli iyileşme süreci; yapısal gelişme. Düzeyi, ekonomik büyüme olgusundan farklı olarak, üretim unsurlarındaki ve dolayısıyla üretimdeki artışların yanı sıra, üretim unsurlarının bileşimindeki değişime ve yaşam kalitesine ilişkin göstergelerle ölçülebilen ve izlenebilen değişme süreci.

KALKINMA PLANLARI

Ülke, bölge ve/ daha küçük ölçeklerde ekonomik, toplumsal, kültürel ve çevresel iyileşmelerin ve amaçla kullanılabilecek kaynakların verimli kullanılmasını sağlamak amacıyla izlenecek politika ve stratejilere uygun olarak belirli dönemler için hazırlanan; kalkındırma faaliyetlerinin konularına, kapsamlarına, zamanlarına, yerlerine, kaynaklarına, ilgili kurum ve kuruluşlarına açıklık getiren belgeler.

Son zamanlara kadar, daha çok ekonomik; kısmen de toplumsal ve kültürel boyutları öne çıkaran kalkınma planları, 1990’lı yılların başı sürdürülebilir kalkınma (Bkz. “Sürdürülebilir Kalkınma”) kavramının gündeme gelmesiyle, çevre sorunlarının önlenmesi ve çözümlenmesi, çevrenin iyileştirilmesi yaklaşımlara da yer verilerek hazırlanmaktadır.

Kalkınma planı kavramı, Türkiye’de 1930’lu yıllarda gündeme gelmiştir. Yaptırım gücünü kazanması ve nisbeten daha kapsamlı hale gelmesi ise 1960 Anayasası’nın 41. ve 129. maddelerinde yer verilen hükümlerle, 1960 yılı Devlet Planlama Teşkilâtı’nın (DPT) kurulmasına ilişkin 91 sayılı Kanun’un çıkarılmasıyla ve DPT’nin çalışmalarıyla gerçekleşmiştir. yaklaşım, 1982 Anayasası’nın 166. maddesinde; “Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayinin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini; ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirilmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, amaçla gerekli teşkilâtı kurmak Devletin görevidir” hükmüne yer verilmesiyle, sonraki yıllarda da sürdürülmüş; sonuncusu 2001-2005 dönemini kapsayacak şekilde ulusal ölçekli Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı olarak hazırlanmıştır (Bkz. “Bölge Planlaması”).

Türkiye’de kalkınma planları çevre sorunları ile ilgili yaklaşımlarda ise, ilk olarak, Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ile 1966 Yılı Programı’ kirliliği sorununa yer verilmiş; bölge planlaması yerine de çevre kalkınması kavramı kullanılmıştır. Bununla birlikte, nisbeten daha kapsamlı ve tutarlı yaklaşımlara, ilk olarak Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı’ yer verilmiş; zamanla, Altıncı ve Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planları’ sürdürülebilir kalkınma yaklaşımları benimsenmiş; doğrultuda ilke ve politikalar ile tedbirlere yer verilmiştir.

KALKINMADA ÖNCELİKLİ YÖRELER

Kalkınma düzeylerindeki bölgesel ve yöresel farklılıkların giderilmesi ve özellikle de nisbeten geri kalmış yerlerde kalkınmanın hızlandırılması amacıyla özel tedbirlerin alınması için Bakanlar Kurulu kararıyla iller düzeyinde belirlenip Resmî Gazete’de ilân edilen yerler.

Kalkınmada Öncelikli Yöreler, uygulamada ilk olarak 1963 yılı çıkarılan 202 sayılı Kanun gereği, Doğu ve Güneydoğu Anadolu yöresindeki illeri (Adıyaman, Ağrı, Artvin, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Gümüşhane, Hakkâri, Kars, Malatya, Kahramanmaraş, Mardin, Muş, Siirt, Sivas, Tunceli ve Van) kapsayacak şekilde gündeme gelmiştir. İl kapsamı sürekli olarak değişen Kalkınmada Öncelikli Yöreler, en son 17 Ekim 1998 tarihinde 49 il ve 2 ilçeyi içerecek; Türkiye yüzölçümünün % 57,7’sini ve nüfusunun da (1997) % 36,5’ini kapsayacak şekilde belirlenmiştir.

Kalkınmada Öncelikli Yöreler kapsamındaki il ve ilçelerde; gelir, kurumlar, katma değer vb. vergi ve resimlerden bağışık tutulma; çalışanlardan kesilen vergilerin ertelenmesi, bedelsiz yatırım yeri tahsis edilmesi, yatırım indirimi, enerji ve kredi desteği vb. tedbirler uygulanmaktadır.

KALORİ

Bkz. “Enerji Birimleri”.

KALSİYUM (Ca)

Atom numarası 20 olan, beyaz renkte metaldir. Bileşikleri, kalsiyum karbonat adıyla (CaCO3), mermer ve kireçtaşı halinde bol miktarda doğada bulunur. Organizmada kemik ve dişlerin oluşumunda ve gelişiminde kalsiyum sülfat (CaSO4), son derecede önemlidir.

KANALİZASYON
Atık suyun toplanması ve işlenmesinde kullanılan donanım sistemi.

KANALİZASYON KAPASİTESİ

kanalizasyon borusunun tutabileceği, kişi başına düşen günlük azamî su miktarı.

KAPALI TOHUMLU BİTKİLER (ANGIOSPERMAE)

Bitkiler evreninin en gelişmiş türlerini kapsayan alt bölümdür. alt bölümde 300 civarı familya, 10.000 civarı cins, 200.000 civarı tür ve türlerin de çok sayıda alt türü ile çeşidi ve formu bulunmaktadır. Kuzey Yarıküre’de yaygın olmakla birlikte Güney Yarıküre’de de geniş ormanlar, ağaçlı alanlar, çalılıklar ile orman altı bitki toplulukları meydana getirmektedir. Söğütgiller (söğütler, kavaklar), cevizgiller, huşgiller (kızılağaçlar, gürgenler, kayacıklar, fındıklar, kayınlar, meşeler, kestaneler), ıhlamurlar, akçaağaçlar, dışbudaklar, zeytinler, akasyalar, karaağaçlar ve bazılarının tarımı yapılan çok sayıda otsu bitki alt bölümde toplanmıştır.

Kapalı tohumlu bitkilerin, herkes tarafından görülebilen ayırt edici özelliği, tamamına yakın kısmının, kış ayları yapraklarını dökmesidir. Bunun dışı tohumları karpeller tarafından kapatılmıştır; çift döllenme olmaktadır; tozlaşma rüzgâr dışı da çeşitli yollarla gerçekleşebilmektedir. alt bölümde hem odunsu hem de otsu bitkiler bulunmaktadır.

KAPALILIK

Herhangi ormanda ya da ağaçlıklı alanda, ağaçların tepe taçlarının toprak yüzeyini örtme oranı. Tam kapalılık, ağaçların tepe taçlarının birbirinin içine girecek biçimde sık olması; kapalı, ağaçların tepe taçlarının birbirine değebilecek durumda olması; gevşek, ağaçların tepe taçlarının, aralarına ağaç giremeyecek kadar birbirine uzak olması; çok gevşek, ağaçların tepe taçlarının, aralarına ağaç girebilecek kadar birbirine uzak olması ve boşluklu da ağaçların tepe taçlarının, aralarına birkaç ağaç girebilecek kadar birbirine uzak olması anlamına gelmektedir.

KARA AVCILIĞI KANUNU
5 Mayıs 1937 ve 3167 sayılı Kanun, 13 Mayıs 1937 ve 3603 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanmıştır.

Türkiye’de yabani olarak faydalı ve zararlı hayvanların (memeliler, kuşlar, yerde sürünenler) her türlü vasıta ile avlanması, Kanun hükümlerine bağlıdır. Kanun’un uygulanması amacıyla düzenli olarak sirkülerler çıkarılmaktadır.

KARA KÖKENLİ KİRLETİCİLER
olarak, denizlerdeki kirliliğin iki temel nedeni vardır. Bunlar, denizde seyir halinde olan çeşitli tip ve büyüklükteki yük ve yolcu gemilerinin sintine ve balast atıklarını doğrudan denize boşaltmaları sonucu meydana gelen kirliliktir. Diğer kirlilik çeşidi de, asıl kaynağı kara olan ve çeşitli sanayi kuruluşları ile meskûn bölgelerden, yakın akarsulara deşarj edilen atıkların denizlere ulaşması sonucu meydana gelen kirliliktir. Kara kökenli kirleticilere verilen örneklerden biri İskenderun Körfezi olabilir. Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin Adana ve civarındaki yörelerden topladığı atıklar, doğrudan Körfez’e akmakta ve önemli deniz kirliliği ortaya çıkarmaktadır. Özellikle Çukurova’daki tarlalardan gelen çeşitli gübre ve tarım ilâçlarının yanı; tekstil, gıda, soda, kâğıt ve madencilik sanayilerin ürettiği organik, kimyasal ve metalik kirlilik kayda değerdir.

Karadeniz
Türkiye, hem Karadeniz’e hem de Akdeniz’e kıyısı olan tek ülkedir. Karadeniz’in batısı Bulgaristan ve Romanya, kuzeyinde Ukrayna, doğusunda Rusya Federasyonu ve Gürcistan, güneyinde ise Türkiye yer alır. Ancak Orta Avrupa ülkelerinden, Tuna Nehri çanağına yerleşmiş 80.000.000 ın atığı doğrudan denize dökülüyor ve sonuç olarak Karadeniz, günümüzde en kirli denizlerden biri olarak sayılıyor. Çevre sorunları devam ederken, 1992 yılı Barselona’da, Karadeniz’e kıyısı olan söz konusu ülkeler tarafından Karadeniz’in Korunması Antlaşması imzalandı. Küresel Çevre Fonu (Bkz. “Küresel Çevre Fonu”) tarafından da desteklenen Antlaşma gereğince, yıl sonra, Odessa Deklarasyonu imzalandı. Böylece Karadeniz’de kirliliğin denetim altına alınması için geniş çapta plan hazırlandı.

Diğer taraftan, Tuna Nehri’nin Karadeniz’e sürüklediği atıkların önlenmesi için, Sofya’da 1994 yılı imzalanan antlaşma da mevcuttur. Karadeniz’de besin zincirinin (Bkz. “Besin Zinciri”) kopması sonucu ortaya çıkan en çarpıcı ve olumsuz etki, balık türlerinin ve sayılarının azalmasıdır. Uzun süren araştırmalar ve deniz dibi sondajları sonucunda, 1960’lı yıllarda 26 balık türü mevcut iken; sayının, 1980’li yıllarda 6’ya düştüğü anlaşılmıştır. 1980 yılı Karadeniz’de toplanan balık miktarı, 900.000 ton iken; aşırı kirlilik nedeniyle 1992 tarihinde miktar, 100.000 tona düşmüştür. Balık türlerinde ön sırada yer alan hamside de önemli azalma olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye’de toplanan hamsi, 1985’te 295.000 ton iken; 1990’da 66.000 tona inmiştir. 1950’lerde, Karadeniz’de 1.000.000 yunus balığı varken; 1980’lerde sayının 100.000’in altı kaldığı belirlenmiştir. 1950-1987 yılları arası Tuna Nehri’nin fosfor yükü 13.000 tondan, 30.000 tona yükselmiş, aynı süre içinde azot yükü 143.000 tondan, 740.000 tona çıkmıştır. Dinyester Nehri ağzı nitrat konsantrasyonu 3, fosfat konsantrasyonu ise 7 kat artış göstermiştir. Bütün olumsuz gelişmeler, Karadeniz’de güneş ışığının derinlere sızmasını engellemekte; yüzden, ekonomik değeri bulunan sığ su yosunu “phyllophora” stokları % 95 oranı azalmaya neden olmaktadır. Karadeniz’in açık suları Sechhi disk derinliği (Bkz. “Sechhi Disk Derinliği”) 1960 yılı 20 metre iken; son yapılan ölçümlerde, değerin zaman zaman 6 metreye indiği görülmüştür. Diğer taraftan, derin sularda bulunan organik materyaller, yüzeyden yaklaşık 200 metre derinlerde % 90 oranı oksijensiz ortam meydana getirmiştir. oksijensiz koşullar altı kalan organik maddeler, nitrat ve sülfatlardaki oksijen bağını kullanarak koparmakta ve sonradan parçalanarak hidrojen sülfür haline dönüşmektedir. Karadeniz’in dip kısımları, yalnızca anaerobik bakteriler ile yaşanabilir ortam meydana getirmiştir (Bkz. “Anaerobik”). Karadeniz’de yüzey sıcaklığı kış ayları, ortalama 5 ºC, yazın ise 25 ºC arası değişmektedir. Bütün yıl boyunca, 1000 metre derinlikteki su sıcaklığı 8 ºC ile sâbittir. Karadeniz’deki su akıntıları, saat yönünün tersinedir ve akıntılar genelde kıyıya paraleldir. akıntı sistemi ile kıyı ve açık sular birbirinden ayrılmaktadır.

KARADENİZ’İN KİRLENMEYE KARŞI KORUNMASI SÖZLEŞMESİ

Karadeniz’e kıyısı bulunan dört devletin girişimiyle hazırlanan Sözleşme metni, Bulgaristan, Romanya, Türkiye, Gürcistan, Rusya Federasyonu ve Ukrayna tarafından 21 Nisan 1992 tarihinde Bükreş’te imzalanmıştır. İmzalandığı yer dolayısıyla kısaca “Bükreş Sözleşmesi” olarak da anılır. Türkiye, Bükreş Sözleşmesi ve eklerini, 94/5362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylamış, metin 26 Nisan 1994 ve 21869 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanmıştır.

Sözleşme, Karadeniz havzasının çeşitli kaynaklardan gelen kirlenmeye karşı korunması için temel ödevleri düzenleyen 30 maddeden meydana gelmektedir. Kirliliğin denetim altına alınması için gereken ayrıntılı hükümlere Sözleşme’ye ek Protokoller’de yer verilmiştir. Protokoller üç tane olup; “Karadeniz’de Deniz Çevresinin Kara Kökenli Kirlenmeye Karşı Korunmasına İlişkin Protokol”, “Karadeniz’de Deniz Çevresinin Petrol ve Öteki Maddelerle Kirlenmesine Karşı Mücadelede Âcil Durumlarda İşbirliği Yapılmasına İlişkin Protokol” ve “Karadeniz’de Deniz Çevresinin Batırma Yoluyla Kirlenmekten Korunması Protokolü”dür. Bükreş Sözleşmesi’yle aynı zaman ve yerde imzaya açılan üç Protokol, Sözleşme’nin ayrılmaz birer parçasını meydana getirmektedir. Sözleşme ve Protokoller, imzaları üzerinden geçen iki yıl kısa sürede yürürlüğe girmiş olmasına rağmen, bugüne kadar etkili biçimde uygulanamadıkları için Karadeniz’in kurtarılması hedefine ulaşılamamıştır.

Kararlılık-Kararsızlık

Atmosferin dikey sıcaklık profiline göre belirlenir. Özellikle kirliliği konusunda, modelleme metot ve uygulamaları oldukça fazla söz edilen meteorolojik tanımlamadır. Kuru adyabatik sıcaklık oranı dikey boyutta her 100 metrede yaklaşık 1 derecedir (-0,980 ºC /100 m.). Eğer mevcut atmosferik şartlarda, sıcaklık yükseklikle, 100 metrede 1 dereceden daha fazla artıyorsa, havaya kararlı denir. Yükseklik ve sıcaklık her 100 metrede, 1 dereceden daha fazla düşüyorsa, durum kararsız karakterle temsil edilir. Kararlı koşulları ortaya çıkan kirlilik, atmosferde yayılma imkânı bulamadan, birikme eğilimi gösterir. Yüksek basınç ve inverziyon durumları ile hafif rüzgâr koşulları olumsuz etki sık sık görülmektedir. Önemli episod dönemlerinde havanın kararlı olduğu belirlenmiştir.

Karbon monoksit (CO)

Renksiz, kokusuz, tatsız gazdır ve karbon içeren yakıtların (odun, kömür, petrol vs.) yanmasıyla ortaya çıkar. Eğer ortamda yeteri kadar oksijen yoksa, tam olarak yanma gerçekleşmeyeceğinden, karbon dioksit (CO2) yerine CO gazı meydana gelir. Karbon monoksitin atmosferde kalıcılık süresi, yaklaşık 2 aydır. Bütün dünyada CO üretiminin, yıl bazı 232.000.000 ton olduğu tahmin edilmektedir ve gazın % 70’inin ulaşım sektöründen kaynaklandığı ortaya çıkmıştır. Karbon monoksitin yere yakın seviyelerde birikmesiyle her yıl konsantrasyonun 0,03 ppm değerinde artacağı hesaplanmaktadır. Şehir havası bulunan karbon monoksit, kan hücrelerinin oksijen taşıma kabiliyetini azaltır. Sonuç olarak, vücudun oksijen miktarı azalarak tehlikeli durum ortaya çıkar. Tam olarak yanmayan sobalardan sızan CO, her yıl, çok sayıda ailenin toplu ölümüne neden olmaktadır. Atmosfer içindeki karbon monoksit, kimyasal reaksiyonla karbon dioksit haline dönüşür: CO + OH ® CO2 + H

KARBON VE KARBON DİOKSİT DÖNGÜSÜ

Karbon (C) atomu olmadan dünya üzerinde hiç canlı var olamaz ve oluşamaz. Bilinen bütün canlı organizmaların ortak yapı taşı karbondur. Karbon kaynağı, atmosferde karbon dioksit (CO2) olarak bulunur. Bununla birlikte, Yerküre’nin su tabakası olan hidrosferde bikarbonat ve karbon dioksit; katı yer kabuğu demek olan litosferde kömür, petrol, doğal gaz şeklinde yer alır. Doğadaki karbon ve oksijen döngüsü birbiriyle sıkı etkileşim halindedir. Her türlü doğal ve yapay yanma olayından karbon dioksit açığa çıktığı , canlıların solunumu sırası da karbon dioksit havaya karışır. Ancak, yeşil bitkiler aşamada devreye girer ve havadaki karbonu alır ve fotosentez işlemlerinde kullanarak atmosfere oksijen bırakır. Karbonun Yerküre’nin tamamı bulunma miktarı, aşağıdaki tabloda görülebilir:

Karbon İçeren Bölümler

Milyar Ton Karbon

Yerküre’deki sediment kayalar
6 x 107

Yerküre kabuğundaki fosil organik karbon
107 kömür+ 10.000 oil

Derin okyanus dipleri
43

Topraktaki biyomas
2.000

Atmosfer
700 Karbon dioksit halinde

Okyanus Yüzeyi
530 Biyokarbonat

Dünya’nın değişik bölge ve yörelerindeki karbon birikimlerinin dönüşüm esasları aşağıdaki tablodan özet halinde görülebilir:

Karbon Rezervuar değeri (milyar ton karbon /yıl)

İşlemler

50
Okyanuslardan buharlaşma

50
Atmosferden okyanuslara

80
Bitkiler yoluyla atmosferden toprağa

80
Solunum, yanma ve ayrışma yoluyla atmosfere geçiş

5
Kömürden atmosfere geçiş

0.05
Volkanik faaliyetlerden atmosfere

0.20
Topraktan denizlere geçiş

KARIŞIK ORMAN

Kural olarak, herhangi ormanda birden fazla orman ağacı türünün arada bulunması halidir. Kışın yapraklarını döken (meşe, gürgen, kayın, kestane, ıhlamur, akçaağaç, ıhlamur, karaağaç, kızılağaç vb.) ya da dökmeyen (çam, sedir, göknar, lâdin, ardıç vb.) ağaç türlerinden birkaçının birlikte meydana getirdiği “geniş yapraklı karışık” ya da “ibre yapraklı karışık” ormanlar olabileceği , “geniş yapraklı ve ibre yapraklı karışık” ormanlar da olabilmektedir. Karışık ormanların, öncelikli özelliği (ibre yapraklı ya da geniş yapraklı) cins ya da tür adı, ilişkin olduğu ormanda hangi özelliğin ya da cinsin/türün hâkim olduğunu açıklamaktadır. Türkiye koru ormanlarının % 7,3’ü “geniş yapraklı karışık”, % 8,7’si “ibre yapraklı karışık” ve % 9,8’i de “geniş yapraklı ve ibre yapraklı karışık” ormanlardır.

KARIŞMA YÜKSEKLİĞİ
Atmosferin yere yakın seviyelerindeki türbülanslı havanın, kirleticilerini yayabileceği hacimdir. Karışma tabakası, atmosferin kirlenme potansiyeli hakkı önemli fikir verebilecek parametredir. kirliliği sürekli incelendiğinde, karışma yüksekliğinin gün içindeki değişimleri izlenerek kirlilik konsantrasyonu hakkı önemli ipuçları elde edilebilir. Parsel metodu olarak da bilinen yöntemle, 1200 GMT radyosonde rasatları yardımı ile günün en yüksek sıcaklığından kuru adyabatik eğriler boyunca gidilerek, sıcaklık profilinin kesiştiği noktanın yerden yüksekliği belirlenir.

KARSTİK ARAZİ

Ana kayası, olarak kalkerden meydana gelen; çoğunlukla “dolin” (kokurdan) ve “polye” jeomorfolojik oluşumların bulunduğu; özgün bitki örtüsü, su düzeni vb. özelliklere sahip araziler. arazilerde yerüstü suları, derin oyuntularla yüzlerce metre derinliklere sızarak, yeraltına sızdığı yerden uzaklarda yeniden ortaya çıkabilen büyük yeraltı su birikintilerini meydana getirmektedir. Türkiye’de türden arazi yapıları, daha çok, Akdeniz Bölgesi’nde, özellikle de Toros Dağları’, geniş alanları kaplamaktadır.

KARTEZİYEN KOORDİNAT
Ele alınan (P) sisteminin uzaydaki yerini belirlemek için kullanılan ve birbirine dik açılarla (O) merkezinde kesişen doğruların meydana getirdiği gösterim biçimidir. Yatay eksene (x) ekseni, dikey eksene (y) ekseni ve diğer dikey eksene de (z) ekseni adı verilir. Buna göre P’nin uzaydaki yeri (x,y,z) olarak belirlenmiş olur.

KATALİTİK KONVERTÖR
Katalitik konvertörler, benzinli motorlarda başta kurşun olmak üzere, zararlı egzos emisyonlarının önemli bölümünü temizleyebilmektedir. Avrupa Birliği (AB), 1 Ocak 1993 tarihinden itibaren, “EURO 93 Egzos Emisyon Standartları”nın uygulanmasını zorunlu hale getirmiştir. Türkiye’de de, söz konusu standardın sağlanması için, katalitik konvertör kullanımına geçilmesi amacıyla ön çalışmalara başlanmıştır. çerçevede, motorlu taşıtlardan kaynaklanan egzos emisyonlarının azaltılması konusunda, Otomotiv Sanayi Birliği ile Çevre Bakanlığı arası imzalanan protokoller gereğince, 1995 yılından itibaren imal edilecek araçlarda, katalitik konvertör kullanılması zorunluluğu getirilmiştir (Bkz. “Benzin”).

KATI ATIK
Ürünlerin işlenmesi ve tüketilmesi sırası birincil amaçlarla kullanılmayacağı düşünülen maddeler. Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği’nin 3. maddesinde ise, katı atık; “Üreticisi tarafından atılmak istenen ve toplumun huzuru ile özellikle çevrenin korunması bakımından düzenli şekilde bertaraf edilmesi gereken katı maddeler ve arıtma çamuru…” olarak tanımlanmaktadır (Bkz. “Çöp”, “Geri Kazanım”).

Katı atıkların fiziksel ve kimyasal özellikleri ile miktarının yanı sıra toplanması, taşınması ve depolanması çeşitli çevre sorunlarına yol açmaktadır. Sanayileşmiş ülkelerde kişi başına düşen günlük evsel katı atık miktarı 1000 gr. civarındayken; Türkiye’de, 1990’lı yılların ortası, miktarın, yaz ayları 603 ve kış ayları da 516 gr. olmak üzere ortalama 600 gr. civarı olduğu belirlenmiştir. Aşağıdaki tabloda, bazı büyükşehir belediyelerinde kişi başına düşen katı atık miktarları (gr./gün) verilmiştir (1993):

İller
Yaz Ayları
Kış Ayları

Adana
865
473

Ankara
615
635

Bursa
613
793

Diyarbakır
365
250

Gaziantep
221
175

İstanbul
554
514

İzmir
724
484

Kayseri
752
374

Konya
683
539

Samsun
542
450

Kaynak: DİE Çevre İstatistikleri Türkiye İstatistik

Yıllığı, Ankara.

Aşağıdaki tabloda ise bazı illerde evsel katı atıkların yaz aylarındaki bileşimi (%) verilmiştir:

İller
Yaş
Kül; Cüruf
Geri Kazanılabilir
Adana
75,42
1,66
22,91

Ankara
80,50
2,74
16,77

Bursa
77,16
3,33
19,51

Diyarbakır
85,99
4,34
9,64

Gaziantep
83,30
0,17
16,53

İskenderun
78,86
0,19
20,94

İstanbul
80,53
1,29
18,18

İzmir
84,01
1,13
14,86

Kayseri
76,87
11,61
11,52

Konya
76,84
14,73
8,42

Samsun
87,79
1,68
15,00

Kaynak: DİE Çevre İstatistikleri Türkiye İstatistik Yıllığı, Ankara.

KATI ATIK YÖNETİMİ
Katı atıkların toplanması, işlenmesi, tasfiyesi ve yeniden işlenerek kullanılması için gereken planlamaların tamamı.

KATI ATIKLARIN KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ

Yönetmelik, 14 Mart 1991 ve 20814 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanmıştır.

Yönetmeliğin 1. maddesine göre, düzenlemenin amacı; “her türlü atık ve artığın çevreye zarar verecek şekilde, doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama verilmesi, depolanması, taşınması, uzaklaştırılması ve benzeri faaliyetlerin yasaklanması, çevreyi olumsuz yönde etkileyebilecek olan tüketim maddelerinin idaresini disiplin altına alarak, havada, suda ve toprakta kalıcı etki gösteren kirleticilerin hayvan ve bitki nesillerini doğal zenginlikleri ve ekolojik dengeyi bozmasının önlenmesi ile buna yönelik prensip, politika ve programların belirlenmesi, uygulanması ve geliştirilmesidir”.

KATRAN
Kömür ve odunun damıtılmasından sonra geriye kalan siyah, yapışkan maddedir. Petrol arıtımı sonucunda meydana gelen kalıntı da tanıma girer.

KAVAKÇILIK

Çeşitli amaçlarla kullanılmak üzere kavak odunu elde etmek amacıyla çeşitli türden kavaklarla yapılan kavak yetiştiriciliği. Türkiye’de, merkezi Kocaeli’de bulunan Kavak ve Hızlı Gelişen Yabancı Tür Orman Ağaçları Araştırma Enstitüsü’nün kurulması, nisbeten küçük boyutlu odunu hammadde olarak kullanabilen levha sanayii ve ahşap ambalaj sanayiinin artan talebiyle birlikte hızla yaygınlaşmıştır. Ancak, özellikle Marmara Bölgesi’nde, verimli tarım arazilerinin kavak yetiştiriciliğine ayrılması, çeşitli ekolojik kaygılara yol açmaktadır.

KAYBOLAN TÜRLER

Çeşitli nedenler ile ortadan kalkan, yok edilen türler. Dünya’da ve dolayısıyla Türkiye’de, yaşama ortamlarının zarar görmesi ve/ tamamen ortadan kaldırılması nedeniyle çok sayıda bitki ve hayvan türü yok olmuş ya da yok edilmiştir. Özellikle yağmur ormanlarının, sulak alanların ve bozkırların yok edilmesi, göllerin, akarsuların ve denizlerin kirletilmesi, kıyılardaki yapılaşmaların yol açtığı süreç sonunda, belirlemelere göre son 200 yıldan yana, Dünya’da 900.000 civarı türün soyu tükenmiştir. başka belirlemeye göre her gün 140 ve her yıl da 50.000 omurgasız canlı, yaşama ortamları olan yağmur ormanlarının tahrip edilmesi nedeniyle yok olmaktadır. Ayrıca, Avustralya’da 320 memeli hayvan türünün % 3’ünün; Meksika’da da 961 kuş türünün % 3’ünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu; Porto Riko’daki 46 sürüngen türünün 15’inin ve Fransa’da ise 29 amfibi türünün 18’inin yok olduğu belirlenmiştir.

KEBAN BARAJ GÖLÜ

Doğu Anadolu’da Fırat Havzası’ndaki su kaynaklarından çeşitli amaçlarla yararlanmak amacıyla yapımı 1974 yılı tamamlanan baraj dolayısıyla meydana gelen göl. Yüzey alanı 695,5 km2; kıyı uzunluğu 1000 km., denizden yüksekliği 846 m. ve en derin yeri de 155 m. olan Keban Baraj Gölü, çevresindeki yerleşmelerden kaynaklanan evsel, endüstriyel ve tarımsal atıkların yanı sıra, göle su taşıyan akarsuların getirdiği maddelerle de hızla kirlenmektedir. Özellikle, Elâzığ İli’nin kanalizasyonunun arıtılmadan Mürü Çayı aracılığıyla göle salınması, 64.100 km2 genişliğinde su toplama havzası süregelen şiddetli toprak erozyonu nedeniyle her yıl ortalama olarak 31.500.000 ton toprağın birikmesi, Keban Baraj Gölü’ne çeşitli düzey ve şekilde zarar vermektedir.

KELAYNAK

Türkiye’de, ekosistemleri meydana getiren unsurlar arasındaki etkileşimli ilişkilerin boyutlarının sergilenmesine yönelik açıklamalar sırası örnek olay olarak ele alınan; doğal yaşama ortamları arası Birecik’in de bulunduğu, geleceği tehlike altı olan kuş türü (geronticus eremita). Kelaynaklar, 1950 ve 1960’lı yıllarda yörede tarımsal zararlılarla mücadele sırası kullanılan kimyasal ilâçların etkisiyle beslenme imkânlarını büyük ölçüde yitirmiş ve yaşama ortamlarının kirlenmesi nedeniyle hızla azalmış ve sayıları onlarla sayılabilen düzeye inmiştir. gelişmeler karşısı Millî Parklar ve Av-Yaban Hayatı Müdürlüğü, 1977 yılı Kelaynak Koruma ve Üretme Projesi’ni uygulamaya koyarak kelaynakları koruma altına almış ve üretme çabasına girmiştir.

KELAYNAK DERGİSİ

Doğal Hayatı Koruma Derneği tarafından yayınlanan dergi.

KEMOSENTEZ

Kendi besinini kendi üreten ototrof canlıların, inorganik bileşikleri, güneş ışınlarından yararlanmadan kimyasal olarak okside ederek sentezleme süreci. Örneğin metan bakterilerinin, bataklık gazını; metan ve CO2 olarak ayrıştırması böyle süreçtir.

KENT ORMANI

Kentsel yerleşmelerde ve/ yakını ya da çevresinde, dinlenme, spor, sağlık, kirliliğini azaltma, gürültüyü önleme, estetik vb. amaçlarla kurulan ya da amaçlarla yönetilmek üzere ayrılan ormanlardır. New-York’taki Central Park ve Fransa’daki Boulogne ormanları çerçevede verilebilecek başlıca örneklerdir. Türkiye’de, kentlerin genişlemesi sonucu kente yakınlaşan, kent içinde kalan orman parçaları ya da ağaçlandırma alanları da kent ormanı sayılabilir. Örneğin, Ankara’da Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ormanı, Gaziantep’te Dülükbaba, Antalya’da Düzlerçamı, İstanbul’da Belgrat Ormanları ile çeşitli korular, kent ormanı özelliği taşımaktadır.

KENT PLANLAMASI

Kentsel yerleşmelerin altyapı yatırımlarının, toplu kullanım alanlarının, konut, dinlenme, spor, iş ve öğretim işlevlerin görülebileceği ortamların, tesislerin niteliğinin, niceliğinin ve yersel konumunun dinamik ve çok boyutlu yaklaşımlarla belirlenmesine ve yönlendirilmesine yönelik planlama çalışmaları.

KENTLEŞME

Ekonomik gelişme ve özellikle de sanayileşmeye bağlı olarak kent sayılabilen yerleşim yerleri ile kent sayılan yerleşmelerdeki nüfusun artması; kentli sayılan davranış şekillerinin egemen olması; işbölümünün artması, yaygınlaşması ve kurumsallaşması süreci.

Türkiye’de hızlı sayılabilecek düzeyde kentleşme süreci yaşanmakta ve süreç, kentlerden kentlere ve köylerden kentlere olmak üzere iki boyutlu olarak gerçekleşmektedir. Belirlemelere göre, köylerde 1980’de + ‰ 13,29, 1985 yılı ‰ 10,58 ve 1990 yılı da ‰ 5,56 iken; kentlerde 1980 yılı + ‰ 30,47 olan yıllık nüfus artışı, 1985’de + ‰ 62,08’e çıkmış ve 1990’da da + ‰ 41,57 olmuştur. gelişmeler sonunda il ve ilçe merkezlerinde yaşayan nüfus, 1985-1990 döneminde 5.200.000 kişi artarken miktar, bucak ve köylerde 641.000 kişi düzeyinde kalmıştır. İller düzeyinde incelendiğinde, il ve ilçe merkezlerinde nüfus azalmasının yalnızca Kırıkkale’de gerçekleştiği (13.852); buna karşılık, 36 ilin bucak ve köyündeki nüfusun toplam 571.000 kişi azaldığı ortaya çıkmaktadır. Diğer ifadeyle, 1985-1990 döneminde il ve ilçe merkezlerindeki nüfus artışının % 11’i, köylerden kentlere yapılan göçlerle gerçekleşmiştir. köylerdeki nüfus azalmasının % 28’i üç ilde (sırasıyla Kars’ta 69.804, Sivas’ta 56.978 ve Giresun’da da 36.953 kişi) gerçekleşmiştir. İl ve ilçe nüfusu en çok artan üç ilin (sırasıyla İstanbul’da 1.181.711, İzmir’de 324.892 ve Ankara’da da 324.683 kişi) il ve ilçe nüfusunda gerçekleşen toplam artış içindeki payı ise % 35,3 olmuştur.

Kentleşmenin başka göstergesi de belediyeli yerleşmelerdeki nüfus sayısı görülen artışlardır. Türkiye’de il ve ilçelerin belediyeli nüfuslarının toplam nüfus içindeki payı 1960 yılı % 32 iken 1970’de % 38,5, 1980’de % 43,9 ve 1990 yılı da % 59 olmuştur. Hane sayıları da aynı yönde gelişme yaşanmıştır. Belirlemelere göre, 1970-1990 döneminde Türkiye genelinde belediye sınırları içinde toplam hane halkı sayısındaki artış 4.985.000 olmuştur. artışın % 49,4’ü beş kentte (sırasıyla İstanbul 1.220.052, Ankara 480.432, İzmir 377.896, Adana 194.832, Bursa 186. 921) gerçekleşmiştir.

KENTSEL YÜZEYSEL AKIŞ

Yoğun imar görmüş alanlarda meydana gelen ve özellikle içinde katı maddeler, zehirli maddeler, bakteriler, besin maddeleri, asbest, yağ ve çöp bulunan, çeşitli kirleticilerin bulaştığı yüzeysel su akışı.

KIRMIZI GELGİTLER

Kirlenme ve kanalizasyon vb. yollarla denizlere ve göllere taşınan besin maddelerinin birikmesi, su bitkilerini arttırarak suda çözünmüş oksijen miktarının azalması (ötrofikasyon) ve dolayısıyla da planktonların hızla çoğalmasıyla sonuçlanması, özellikle kıyıya yakın kısımlarda renk değişikliğine yol açması.

KIRMIZI KİL

Nemli tropikal ve subtropikal bölgelere özgü, demir ve alüminyum oksit bakımından zengin, kırmızı renkli, ince toprak.

KIRMIZI LİSTELER

Geleceği, çeşitli nedenlerle tehlike altı olan, ender bulunan bitki ve hayvan türlerinin bölgelere ve IUCN’in tehlike sınıflarına göre sıralandığı listeler. Türkiye’de bitkilere ilişkin ilk örnek, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği tarafından yayınlanmıştır.

KIRSAL ÇEVRE

Temel unsurları arası kırsal yerleşmelerin (kasaba, belde, köy, mezra, kom, mahalle vb.) yanı sıra, tarım arazilerinin, bozkırların, ormanların, yaylâların, çayır ve mer’aların bulunduğu alanlar. alanlarda yaşanan çevre sorunlarının nitelikleri, nedenleri ve sonuçları, kentsel sayılanlardan, özellikle onarılabilmelerinin güçlüğü ve bazı durumlarda imkânsızlığı ve nisbeten daha uzun zaman gerektirmesi; önlenebilmesi ve çözümlenebilmesi uygun teknolojilerin kullanılmasından çok davranış biçimlerinin değiştirilmesini gerektirmesi yönlerden farklılık göstermektedir.

KIRSAL ÇEVRE VE ORMANCILIK SORUNLARI
ARAŞTIRMA DERNEĞİ

Başta ormansızlaşma olmak üzere kırsal çevre sorunlarının belirlenmesine ve çözümlenmesine yönelik araştırma, eğitim ve yayın yapmak amacıyla, 1989 yılı kurulmuştur.

Kırsal Çevre Bülteni adıyla yayınlanan haber bülteni de çıkaran Derneğin merkezi Ankara’dadır ve çeşitli illerde (İstanbul, Antalya, Bolu, Bursa, İzmir) temsilcilikleri bulunmaktadır.

KIRSAL KALKINMA

Kırsal yerleşmelerde yaşama kalitesine, nisbeten iyileşmesine katkıda bulunan ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişmelerin tamamı. Geçinme kaynakları, özellikle de üretim süreçleri ve biçimleri, nüfusun toplumsal ve kültürel özellikleri, altyapı yatırımlarının niteliği vb. yönlerden farklılık gösteren kırsal kesimde, kalkınma süreci de farklı dinamiklere dayanmakta ve dolayısıyla da farklı yaklaşımlarla sürdürülmeye ve yönlendirilmeye çalışılmaktadır.

KIŞLAK

Hayvanların kış ayları barındırılması ve otundan yararlanması için ayrılmış ve geçmişten günümüze kadar amaçlarla kullanılan alanlar.

KIYI

1990 yılı çıkarılan 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 4. maddesine göre; “Deniz, tabiî ve sunî göl ve akarsularda, taşkın durumları dışı, suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden meydana gelen…” şeklinde tanımlanan kıyı çizgisi ile “deniz, tabiî ve sunî göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırı” şeklinde tanımlanan kıyı kenar çizgisi arası kalan alan.

Kıyılar, su ve karasal yaşamların iç içe girdiği, ekolojik şartlar nedeniyle, başlı başına ekosistem sayılan oluşumlardır.

Diğer taraftan, kıyılar, Türkiye’de de çeşitli yönlerden önemli ekosis-temlerdir. Yalnızca deniz kıyılarının 8333 km. olduğu Türkiye’de, 160 civarı adanın da yaklaşık olarak 9000 km. uzunluğunda kıyısı bulunmaktadır. Ayrıca, toplam yüzölçümleri 8900 km2’yi aşan 48 göl ile her birinin yüzölçümü 5 km2’yi aşan 58 göletin yanı sıra akarsu kıyılarının da çerçevede değerlendirilmesi gerekmektedir.

KIYI ALANLARI

Kıyı alanları, kıyılar boyunca 20-40 km. kadar içeriye sokulan şerit içinde yer alan tarım, sanayi, turizm, balıkçılık, ulaştırma ve su ürünleri ekonomik faaliyetleri ve doğal zenginlikleri içermektedir. Doğu ve Orta Anadolu bölgelerinde yaşayan geniş halk kitlelerinin kıyı alanlarına akın etmesinin sebebi, alanların önemli câzibe merkezi olmasıdır. Türkiye, kıyı şeridi, doğal ve çevresel kaynaklar yönünden çok zengin ülkedir. Doğal güzelliklerin ve kültürel zenginliklerin çeşitliliği arası benzersiz kıyılar, doğal parklar, verimli ovalar, sulak alanlar içeren haliçler ve ormanlar bulunmaktadır. Türkiye’nin tamamının % 29’unu meydana getirmekte ve nüfusun % 50’den fazla bölümünü barındırmaktadır. Türkiye’de ortalama nüfus yoğunluğu km2 başına 65 kişi iken, kıyı bölgelerinde rakam, 130’dur.

Kıyı bölgelerinde önemli sayılabilecek sanayi merkezleri arası; deri, tekstil ürünleri, gıda, metal, kâğıt ve plastik imalâtı gelir. Ayrıca, petrol rafinerileri, boya, gübre, kömür ve bakır madenciliği diğer önemli faaliyetler arasındadır. endüstri ürünlerinin kabaca, % 75 oranının bölgelerde yer alması, çevre sorunlarının ne kadar ciddî boyutlara ulaştığını göstermektedir. Bütün olumsuz göstergelere rağmen, kıyı alanlarının büyük bölümünün doğal görünümünü koruduğu olumsuz gelişmelerden en az düzeyde etkilendiği görülmektedir. Bunun nedenini, kıyı şeridinin hayli uzun olması, turizm sektörünün yakın zamanlarda gelişmesinde ve geçmişe göre nisbeten artan denetim faaliyetlerinde aramak gerekir. Kıyı yönetiminde göze çarpan önemli ölçüde eksiklikler ve yetki karmaşası henüz giderilememiştir. Bazı konularda gereğinden çok fazla kuruluş bulunurken; diğerlerinde çok az sayıdadır. Merkezî hükümetin denetim faaliyeti yine de sınırlı kalmakta, mahallî idareler gereğinden fazla yakın ve denetleyici olabilmektedir. Ancak en önemli idarî problem, kıyı bölgelerinde çevre yönetimi programının eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Kanun dışı yapılaşma artmaya devam etmekte, belediyeler çoğu kez başarısız isteksiz davranışlar sergilemektedir. Kıyı Kanunu, kıyıların korunması etkili olamamakta; kıyı şeridinin tanımı, kullanım yöntemleri ve fiziksel değişimleri konusundaki uygulamada çok sayıda Bakanlık söz sahibi olmakta ve işbirliği sorun haline gelmektedir. 1990 yılı çıkarılan Kıyı Kanunu’ kıyı şeridi halkın sınırsız kullanımına açık ve sınırlar içinde yapı izni verilmeyen alan olarak tanımlanmıştır. Söz konusu Kanun’a göre, kıyı, “haliçler, gel-git etkisi yüksek ırmaklar ve limanlar da dahil olmak üzere, en düşük su seviyesi ile en yüksek su seviyesi arası kalan suların çekildiği bölge” olarak tanımlanmıştır. Kıyı şeridi ise “kıyı çizgisinden karaya doğru derinliği 100 metre olan kuru arazi” olarak tarif edilmiştir. Yönetim açısından bakıldığı, kıyı bölgesinin tanımının kıyı karasularını ve suları besleyen önemli ırmak havzalarını kıyı etki alanını içine alacak şekilde genişletilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.

KIYI BÖLGESİ YÖNETİMİ

Kıyı sularının ve su havzalarının kirlilikten korunması ve azamî yarar sağlanması amacıyla yönetimi.

KIYI KANUNU

4 Nisan 1990 ve 3621 sayılı Kanun, 17 Nisan 1990 ve 20495 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanmıştır.

Kanun, deniz, tabiî ve sunî göl ve akarsu kıyıları ile yerlerin etkisinde olan ve devamı niteliğinde bulunan sahil şeritlerinin doğal ve kültürel özelliklerinin gözetilerek korunması, toplumun yararlanması, kamu yararına kullanılma esaslarının tesbit edilmesi amacıyla düzenlenmiştir.

1982 Anayasası’nın 43. maddesiyle, kıyı kuşaklarının kullanım amaçlarına göre derinliğinin ve yararlanma imkânlarının kanunlarla düzenleneceğinin belirtilmesi üzerine, TBMM 1984 yılı Kıyı Kanunu’nu çıkarmıştır. 1 Aralık 1984 ve 18592 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiş olan 3086 sayılı Kıyı Kanunu, “kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde imar planlı yerlerde yatay olarak en az 10 metre, diğer yerlerde en az 30 metre genişliğindeki alanı” kıyı kuşağı olarak tanımlanmaktadır. Kanun, kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altı bulunduğunu belirterek, kıyıların herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açık olduğunu kurala bağlamaktadır. Kıyı Kanunu’nun geçici 2. maddesiyle 1 Ekim 1983 tarihinden önce kıyı ve kıyı kuşağına yapılmış olan yapıların kullanımına devam edilebilmesi için özel hükümler getirilmişti. dolayısıyla Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, 18 Mayıs 1985 ve 18758 sayılı Resmî Gazete’de Yönetmelik yayınlamıştır.

Kıyı Kanunu’nun bazı maddelerinin iptali için yapılan başvuruda Anayasa Mahkemesi, kanun ve yönetmelikte yer alan hükümlerin kıyıların korunması yeterli olmadığına karar vererek, Kıyı Kanunu’nun 4., 6., 9., 13. ve Geçici 2. maddelerini iptal etmiştir. kararın sonucu olarak Kanun’un diğer maddelerinin yürürlük şansı kalmadığından Mahkeme, Kanun’un tamamını 10 Temmuz 1986 ve 19160 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan kararı ile iptal etmiştir. Mahkeme, kararda ayrıca, karar dolayısıyla uygulamada boşluk doğmaması için altı ay içinde hukukî düzenlemenin yapılmasının uygun olacağını vurgulamış olmasına rağmen, böyle kanun ancak 1990 yılı çıkarılabilmiştir. Hukukî düzenlemenin bulunmadığı dönemde Bayındırlık ve İskân Bakanlığı yayınladığı genelgelerle uygulamaya yön vermeye çalışmıştır. genelgelerden ilki 15 Ekim 1987 tarihinde yayınlanmış ve kıyılardan yararlanmayla ilgili esasların neler olduğunu göstermiştir.

4 Nisan 1990 tarihinde edilen Kıyı Kanunu ise 3621 sayılı Kanun’dur ve kıyı şeridini, imar planı yapılacak alanlarda yatay olarak en az 20 metre genişliğindeki, uygulama imar planı bulunmayan belediye ve mücavir alan sınırları içinde ya da dışındaki yerleşim alanları, çevre düzeni ve/ nâzım imar planı bulunsun ya da bulunmasın, yatay olarak 50 metre genişliğindeki, belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışındaki iskân dışı alanlarda ise yatay olarak en az 100 metre genişliğindeki alan olarak belirlemiştir. Ancak, Anayasa Mahkemesi Kanun’un anılan maddesini, 20 metre genişliğindeki alanın “çevre koşullarını ve kamu yararını gözetecek, kişilere sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama olanağı verecek derinlikte olmadığı” gerekçesiyle iptal etmiştir (23 Ocak 1992 ve 21120 sayılı Resmî Gazete). Bunun üzerine çıkarılan 3830 sayılı Kanun’un getirdiği değişiklikle (11 Temmuz 1992 ve 21281 sayılı Resmî Gazete) kıyı kuşağı, “kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak en az 100 metre genişliğindeki alan” olarak edilmiştir.

KIYI YÖNETİMİ

Kıyıların korunması, çeşitli nedenlerle ortaya çıkan bozulmaların onarılması ve yararlanmanın sürdürülebilir ve kamu çıkarı gözetilerek yönlendirilmesi amacıyla kurulan idarî düzen.

Kıyı yönetimi, diğer alanlarda da olduğu ; i) kıyıların özelliklerinin, tehdit kaynaklarının ve boyutlarının belirlenmesi; ii) uluslararası yükümlülükleri de dikkate alan ulusal ve yerel koruma ve onarma politikalarının, stratejilerinin ve ilkelerinin geliştirilmesi; iii) yönetim planlarının hazırlanması; iv) uygulama projelerinin geliştirilmesi ve gerekli araçların sağlanması; v) plan ve projeleri izleme ve yenileme sistemlerinin geliştirilmesi ve işletilmesi boyutlarını içermektedir.

Türkiye’de, Anayasa’nın “Kamu Yararı” başlığı altı verilen 43. maddesine göre; “Kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve
akarsu kıyıları ile deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinde yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir”. Diğer taraftan, 3621 sayılı Kıyı Kanunu da, 1. maddesinde belirtildiğine göre; “…deniz, tabiî ve sunî göl ve akarsu kıyıları ile yerlerin etkisinde olan ve devamı niteliğinde bulunan sahil şeritlerinin doğal ve kültürel özelliklerini gözeterek koruma ve toplum yararlanmasına açık, kamu yararına kullanma esaslarını tesbit etmek…” amacıyla düzenlenmiştir (Bkz. “Kıyı Kanunu”).

KİMYASAL İŞLEM

Zehirli, kokulu ya da aşındırıcı nitelikteki gazların ve emisyonların arıtılması kullanılan kimyasal yöntem.

KİMYASAL OKSİJEN İHTİYACI (KOİ)

su örneğindeki organik ve oksitlenebilir inorganik bileşikler için gerekli olabilecek oksijen miktarını belirleyen, suyun kalitesi ile ilgili gösterge.

KİMYASALLAR

Günümüzde kimyasal maddeler, yaşamın ayrılmaz parçası olmuş ve nedenle kimyasal maddelerin imalât ve kullanımı, eskiye oranla büyük artış kaydedilmiştir. Bütün dünyada 5.000.000’dan fazla kimyasal bulunmakta; bunlardan yaklaşık 80.000’i ise günlük hayatta kullanılmak-tadır. Her yıl piyasaya 1000-2000 arası kimyasal sürülmek-tedir. nedenle, uluslararası çalışmalarda mevcut kimyasallar sistematik şekilde araştırılmakta ve böylece kontrolleri, taşıyacakları riskler ve kullanma yöntemleri için gerekli olan standartlar hazırlanmaktadır. Kimyasalların ticaretinde, taşınması uluslararası normlara ve mevzuata uyulması, zorunlu hale getirilmiştir. Günlük hayatta kullanılan deterjanlar, kimyasallar sınıfına girmektedir. Deterjanların çok çeşitli kullanım alanları olmasına rağmen, bazı zararları da beraberinde getirdiği gerçektir. Sular kirlenmekte, su ürünleri olumsuz yönde etkilenmektedir. Ziraî mücadele ilâçları da kimyasallar sınıfı edilmektedir. Önceleri DDT yararlı kimyasal olarak kullanılmış; ancak, yıllar sonra zararları anlaşılmış ve çok ülkede kullanımı yasaklanmıştır.

Herhangi kimyasal maddenin edilebilir konsantrasyon değerlerinin üzerine çıkması, istenmeyen etkilere neden olabilir. Kükürt dioksit, kükürt trioksit, sülfürik asit, hidrojen florür, klor ve bazı organik bileşikler, her türlü canlıda olumsuz etki gösterir; bitkilerde fidan ve ekinlerin bozulmasına neden olur. Ozon, akciğer ödemine sebep olurken; florürler, temas ettikleri vücut yüzeyini tahrip etmektedir. Karbon monoksit, hücrelere oksijen geçişini engellemekte, radyoaktif maddeler kan hastalıklarına, sakatlıklara ve kansere yol açmaktadır. Asitler, bazlar ve istenmeyen katı parçacıklarla temas eden canlılarda, deride aşınma ve lezyonlar meydana gelmekte; çabuk üreyen mantar ve bakteriler bünyeye yayılmaktadır. Ağır metaller başta sanayi atıkları olmak üzere, bacalardan ve egzoslardan havaya, toprağa ve suya geçerek, canlılar için tehlike yaratmaktadır. Havada bulunan metaller, solunum yoluyla; sudakiler içilmek kullanılmak suretiyle bünyeye doğrudan alınır. Ayrıca metal kirlilikleri ile beslenen bitki ve hayvanlardan da insana bulaşan; arsenik, nikel, krom, selenyum, vanadyum, alüminyum, kadmiyum, cıva ve kurşun en önemli zehirli kimyasallardır. Tarım sektöründe mücadele ve koruma amaçlı kullanılan pestisidler de zamanla toprakta birikmekte ve yağmur sularıyla yeraltı sularına karışmaktadır. Pestisidler, insanların en önemli gıdası olan et, süt, yumurta sebze, meyve ve su gıda zinciri ile de insanlara ulaşmakta ve kimyasallar hücre zarı difüzyonla hücre içine girmekte ve genellikle yağ dokusunda birikmektedir. Asbest, kimyasallar içinde zararlı olduğu bilinen ve kanserojen olarak üst sıralarda bulunan maddedir. Daha çok solunum yoluyla vücuda giren asbest (amyant), solunum darlığına da sebep olmaktadır. Çevre Bakanlığı tarafından, 11 Temmuz 1993 tarihinde yayınlanan Zararlı Kimyasal ve Ürünlerin Kontrolü Yönetmeliği, konuda yapılacak her türlü idarî, teknik ve hukukî işlemleri kapsamaktadır. Söz konusu yönetmelikteki zararlı kimyasallar listesinde yer alan maddelerin üretimi, ambalajı, etiketlenmesi, depolanması, ticareti ve kullanılması ile ilgili güvenlik ve risk durumları ayrı ayrı belirtilmektedir.

KİRLETEN ÖDER İLKESİ

Çevre sorunlarının çözümlenmesi; dolaylı olarak da çevre sorunlarına yol açabilecek tutumların ve işlemlerin engellenmesi ve/ en aza indirilmesi için kirlenmeden sorumlu olanların kirlenmenin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yönelik harcamalara katılmasını hedefleyen ilke.

KİRLETİCİ

Doğal dengeyi bozabilecek konsantrasyonda, canlılar için tehlike yaratabilecek dozda, her türlü katı, sıvı ve gaz halindeki maddeler.

KİRLİLİK
Çevrenin , bitki ve hayvan yaşamı açısından tehlikeli potansiyel tehlikeli olacak şekilde kirlenmesi; hemen bozulup dağılmayan her türlü katı, sıvı gazların; , toprak ve sularda tesbit edilmiş azamî standartların üzerinde konsantrasyon miktarı bırakması sonucu, doğal ve yapay çevrenin zamanla tahribata uğraması.

KLİMATOLOJİ
Bkz. “İklim”.

KLOR İHTİYACI
Belirli hacim pis su içinde bulunan tehlikeli bakterileri öldürmek ve suyu kullanılabilir hale getirmek için gerekli klor dozu.

Klorofil

Yeşil bitkilerde bulunan ve kimyasal olarak iki şekilde fotosentez olayını gerçekleştirmeye yarayan maddedir. Birinci şekli C55H72O5N4Mg olarak bilinmektedir. İkinci şekli, C55H70O6N4Mg olarak verilir.

KLOROFLUOROKARBONLAR

Başta soğutucu aygıtlar olmak üzere aerosol püskürtücülerde; sanayide de çözücülerde kullanılan bileşik. Ozon tabakasının incelmesine ve dolayısıyla da ser’a etkisine yol açması nedeniyle önem taşımaktadır.

KOBALT 60

Tıp alanı çeşitli amaçlarla kullanılmakta olan ve canlılara çeşitli düzey ve şekillerde zarar radyoaktif içerikli kobalt.

KOBALT 80
Hem insanlara hem de hayvanlara zarar verici nitelik taşımasına rağmen, tıpta belirli dozlarda kullanılan radyoaktif .

KOMPOST

Organik kaynaklı katı atıkların oksijenli ortamda ayrıştırılması suretiyle üretilen toprak iyileştirici maddedir.

KOMPOSTLAMA
Katı atık ve çamur organik maddeleri, aneorobik çürütme yoluyla çeşit gübreye dönüştürme işlemi.

KONDÜKSİYON

Isının maddenin sıcak olan bölgesinden soğuk olan bölümüne iletilmesi işlemidir. Demir çubuğun ucu ısıtılırsa, atomların ( moleküllerin) sahip oldukları kinetik enerjilerinin sıcak olan uçtan soğuk olan uca taşınması sonucunda ısı iletilmiş olur (Bkz. “Radyasyon”).

Konsantrasyon

içinde yer alan başka maddenin birim hacim birim kütle içindeki miktarının bulunma oranı. Örnek olarak içinde bulunan kükürt dioksit (SO2) miktarının, birim havaya göre bulunma miktarıdır. Yaygın olarak kullanılan birim, mikrogram/metreküptür (mgr/m3). Kullanılan başka konsantrasyon birimi ise, milyonda olarak ifade edilen (parts per million: ppm) bulunma oranıdır. 1.000.000 m3 içinde mevcut olan 1 m3 kirletici maddeyi gösterir. iki birimin birbirine dönüştürülmesi sık sık kullanılır. Verilen mutlak sıcaklık (K = t+273) ve basınç değeri (p) için,

formülü geçerlidir.

Çeşitli gazların mol ağırlıkları da şöyledir:

CO = 12 + 16 = 28 gr./mol

CO2 = 12 +2×16 = 44 gr./mol

SO2 = 32 + 2×16 = 64 gr./ mol

NO2 = 14 + 2×16 = 46 gr./mol

Aşağıda verilen problem örnek olarak incelenebilir:

1952 yılı Londra episodunda ölçülen maksimum SO2 konsantrasyonu 0,7 ppm’dir. Söz konusu konsantrasyonu 0 ºC ve 1 atm. basınç altı mili-
gram/m3 (metreküpte gramın binde biri) ve mgr/m3 (metreküpte mikrogram- gramın milyonda biri-) cinsinden hesaplamak için yukarıda verilen formüle göre, bulunan değer aşağıda gösterilmektedir:

KONTUR SÜRÜM

Bkz. “Aykırı Sürüm”.

KONVEKSİYON

sıvı gazın sahip olduğu ısıyı, hareket ederek iletmesi işlemidir. Isı kaynağı ile doğrudan temas eden gaz, ısınır, genişler, yoğunluğu azalır ve yükselme eğilimi gösterir. Boşalan ortama kez daha soğuk gaz gelir. Böylece meydana gelen akımlara konveksiyon akımları denir.
akımlara verilecek en güzel örnek, soba kalorifer radyatörleri ile yakın temasta bulunan havanın ısınması, genişlemesi ve yer değiştirerek, yerine soğuk havanın yerleşmesidir. şekilde yayılan ısı, odanın tamamını kaplar.

KORU ORMANI

Kural olarak, tohum ekilerek doğal ya da eylemleriyle tohumlama olması sağlanarak ya da fidan dikilerek yetiştirilen ve istenilen işlevi, baltalık ormanlara göre çok daha uzun (iki-üç kat) zaman sonra en üst düzeyde görebilecek duruma gelen ormanlar. İbre yapraklı ağaçların (çamlar, lâdinler, sedirler, göknarlar, ardıçlar vb. türlerin) meydana getirdiği ormanlar, koru ormanlarıdır. Ancak, kışın yaprağını döken kayın, meşe, gürgen, kestane, huş vb. türler de koru ormanları meydana getirebilmektedir. Türkiye’de ormanların, % 78’i ibre yapraklı olmak üzere, % 67’si (13.800.000 hektar) koru ormanı niteliğindedir.

KORUMA

Öne çıkan bazı özellikleri nedeniyle ayrılan doğa, ve kültür varlıklarının bütün ya da bazı özelliklerini, zarar görebilecekleri herhangi etkiye karşı gözetmek; zarar görmemesini sağlamak. Eş anlamlısı olarak kullanılan, “muhafaza etmek” fiili; herhangi varlığın, nesnenin ya da ortamın gelecekte herhangi şekilde yararlanılmak üzere saklanmasıdır. nedenle, yapılan eylemin amaçlarına göre farkın gözönünde bulundurulması gerekmektedir.

KOTA
Yıllar itibariyle dolum yapılmış plastik ve metal kapların yeniden değerlendirilmesi ve bertaraf edilmesi amacıyla, kapların geri toplanan miktarının, dolum yapılan miktarına oranıdır.

Kömür

Milyonlarca yıl önce dev bitkilerin toprak altı kalarak karbon ve karbon bileşikleri şeklinde ortaya çıktığı yanıcı katı yakıttır. En önemli tipleri, linyit ve taş kömürüdür. Türkiye’de çıkartılan ısınma amaçlı kömürler, daha çok linyit rezervleri şeklinde, Marmara, Ege ve Karadeniz bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Enerji tüketimi bakımından Türkiye’de petrolden sonra (% 47) kömür kullanımı gelmektedir (% 43). oranın % 6’sı taşkömürüne, % 37’si de linyitlere aittir. Tahminlere göre, Türkiye’deki linyit rezervleri, 8.600.000.000 ton civarındadır (Bkz. “Linyit”). Her yıl tüketilen linyit ise, 50.000.000 tonu bulmaktadır.

Kömürün içerdiği su miktarı yüzdesine nem denir. Taşkömüründeki nem, % 1-3; linyitlerde % 20-30; yumuşak linyitte ise % 40-60’tır. Kömür, yanma sırası kimyasal olarak değişikliğe uğrar ve kömürden karbon monoksit, metan ve diğer hidrokarbonlar yanıcı özellikte gazlar çıkar. gazların içeriği, kömürün uçucu miktarını belirler. Uçucu maddeler, kömürün hızlı tutuşması ve verimli yanması için dikkate alınması gereken unsurlardır. Uçucu maddenin ayrılmasından sonra, kömürün geriye kalan yanabilen kısmına sâbit karbon denir. Sâbit karbon, kömürün katı halde yanan kısmı olarak da tanımlanır. Kömürün bileşiminde kirletici olarak tanımlanan en önemli bölüm kükürttür. Kükürt, kömürde organik ve inorganik şekilde bulunur. Organik kükürt, hidrokarbon yapıya bağlanmıştır; kömürü oluşturan bitkisel maddelerin içerdiği aminoasitler, organik kükürtü meydana getirir. İnorganik kükürt; içinde daha çok sülfat bileşiği (CaSO4) bulunan kükürttür. Yanma ürünü olan kükürt dioksit (SO2)’in büyük bölümü bileşenden açığa çıkar. Yanma sonucunda arta kalan maddeye kül denir. Kül, artık yanıcı vasıfta olmamasına rağmen, içerdiği sodyum oksit (Na2O) içeriği ile ızgaraları kirletebilir. Normal kül analizinde; SiO2, Al2O3, Fe2O3, CaO, SO3, MgO, Na2O, K2O bileşenler bulunmuştur.

Kömürlerin bulunma ve arama faaliyetlerinde kullanılan tanımlamalar şu şekilde açıklanabilir. Rezerv; varlığı, yeraltı ve yerüstü sondaj çalışmaları ile belirlenmiş, teknik ve ekonomik açıdan işletilmesi ayrıntılı fizibilite raporları ile kanıtlanmış kömür miktarıdır. Görünür rezerv; uzunluk, genişlik ve derinlik boyutları ile belirlenmiş, jeolojik gelişmeleri kesin olarak bilinen rezervlerdir. Muhtemel rezerv; sadece iki boyutta belirlenmiş olan rezervlerdir. Mümkün rezerv; boyutları belirlenmemiş ve varlığı, bazı jeolojik bulgular sonucunda gelişeceği ümit edilen kömür kütlesidir. Potansiyel rezerv; işletilmesi teknik ve ekonomik şartlarda imkânsız görülen kömür miktarıdır. Satışa arz edilen kömür, yıkama işlemlerinden geçirildikten sonra, belirli teknolojik büyüklüklere (boyut, kül içeriği, kükürt içeriği, alt ısıl değer vb.) sahip kömürdür. Yıkanmış kömür, inorganik kükürtle, kül içeriğini belirli ölçüde azaltmak ve alt ısı değerini yükseltmek için yıkama işlemlerinden geçirilmiş kömürdür. Elementer analiz, kömür bileşeni içindeki nem, karbon, hidrojen, kükürt, azot, oksijen ve kül yüzdelerinin belirlenmesi için yapılan çalışmadır.

KÖPÜK GİDERİCİLER

Köpürmeyi azaltmada kullanılan köpük oluşumunu denetlemek için deterjanlara eklenen kimyasal maddeler.

KÖY HİZMETLERİ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ

olarak, tarımsal üretim yapılan alanlarda verimliliğin arttırılmasına yönelik teknik ve teknolojilerin (arazi iyileştirme, toprak ve su kaynaklarını koruma, tarımsal mekanizasyon vb.) geliştirilmesi amacıyla araştırma ve eğitim çalışmaları yapan; Başbakanlık Köy Hizmetleri Müdürlüğü’ne bağlı enstitüler. Sayısı 1990’lı yılların sonunda 11’e (Kırklareli, Ankara (2), İzmir, Samsun, Erzurum, Eskişehir, Konya, İçel, Şanlıurfa ve Tokat) ulaşmıştır ve enstitülerde, 200 civarı uzman araştırmacı çalışmaktadır.

KÖY HİZMETLERİ MÜDÜRLÜĞÜ

Önceleri Tarım, Orman ve Köyişleri Bakanlığı’na bağlı, katma bütçeli kuruluş olarak faaliyette bulunan, 1993 yılı ise Başbakanlığa bağlanan kamu kuruluşu. 3202 sayılı Köy Hizmetleri Müdürlüğü Teşkilât ve Görevleri Hakkı Kanun’un 2. maddesinde sayılan görevlerinin başlıcaları şunlardır:

“a) Kalkınma plan ve programları yer alan ilke ve politikalara uygun şekilde toprak ve su kaynaklarının verimli kullanılmasını, korunmasını, geliştirilmesini sağlamak,

b) Devletin hüküm ve tasarrufu altı özel mülkiyetinde bulunan yabani fıstıklık, zeytinlik, sakızlık, harnupluk, fundalık, makilik, çayır ve mer’aların altyapı tesislerini imar, ıslâh ve ihya etmek için gerekli projeleri ve programları hazırlamak; tasvip edilenlerini uygulamak ve uygulatmak,

c) Tarım alanlarının gayesine uygun şekilde kullanılmasını sağlamak, denetlemek ve ile ilgili diğer kuruluşlarla işbirliği yapmak,

d) Devletin hüküm ve tasarrufu altı özel mülkiyetinde bulunan taşlı, asitli, alkali turbiyer toprakları ve kurutulmuş sahaları tarıma uygun hale getirmek,

e) …suyun tarımda kullanılması ile ilgili arazi tesviyesi, tarlabaşı kanalları, tarla içi sulama ve drenaj tesisleri tarım sulaması hizmetlerini … yapmak;…ekonomik üretime imkân vermeyecek derecede parçalanmış, dağılmış, şekilleri bozulmuş tarım arazilerinin teknik, ekonomik ve işletme imkânları ölçüsünde toplulaştırılmasını sağlamak,

f) Toprak muhafaza, arazi ıslâhı ve sulama faaliyetlerde gerektiğinde birlikler, ortaklıklar, döner sermayeli ve tüzel kişiliği haiz işletmeler kurmak….”

Müdürlüğün örgütlenmesinde, özel olarak görevler doğrultusunda faaliyette bulunmak üzere Havza Islâhı ve Göletler Dairesi Başkanlığı’na da yer verilmiştir. Kanun’un 11. maddesine göre; “…Toprak erozyonunu önleyici, giderici, azaltıcı, toprak ve su dengesinin kurulması ve korunmasını sağlayıcı tedbirleri almak, gerekli tesisleri yapmak ve yaptırtmak;” Daire’nin görevlerindendir. Ayrıca, “Toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesi ve verimli şekilde kullanılması ile ilgili araştırma çalışmaları yapmak ve yaptırtmak”, Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Dairesi Başkanlığı’nın; “Toprak etüdü ve her türlü toprak analizleri, sınıflandırmaları ve toprak harita raporlarını yapmak ve yaptırtmak” ise Etüt ve Proje Dairesi Başkanlığı’nın görevleri arası sayılmaktadır.

Taşrada, bölge müdürlüğü ve il müdürlükleri düzeyinde örgütlenen Köy Hizmetleri Müdürlüğü’nün 11 yörede faaliyette bulunan araştırma enstitüsü bulunmaktadır.

KÖY KANUNU

18 Mart 1340 (1924)’ta edilen Kanun, 7 Nisan 1340 (1924) ve 68 sayılı Resmî Ceride’de yayınlanmıştır.

Kanun’un amacı; köylünün karşılaşabileceği sorunların neler olabileceğini ve ne şekilde çözümler getirebileceğini belirlemektir.

KRİSTALLEŞME

Sıvı atıkların arıtılması atık maddeden, suyu ayırmak için kullanılan yöntem.

KSEROFİL (BİTKİLER)

Bkz. “Kurakçıl Bitkiler”.

KULLANMA SUYU
Aşırı mineral tuz yoğunluğu taşımayan; ve hayvan sağlığına zarar verecek birikimlerini içermeyen ve tüketilmesinde sakınca olmayan su.

KUMUL

Rüzgârın yığdığı kumlardan meydana gelen tepe ve tepecik.

KURAKÇIL BİTKİLER

Kurak sayılabilecek şartlarda doğal olarak yetişebilen bitkiler (kserofil). bitkiler, yapraklarını küçülterek ya da tamamen ortadan kaldırarak su kayıplarını (terlemeyi) en aza indirerek ve/ yaprakları üzerinde eterik yağlarla koruyucu tabakalar meydana getirerek şartlarda varlıklarını sürdürebilmektedir.

Kurakçıl bitkiler, üç grupta toplanmaktadır. Efemer bitkiler; çoğunlukla 20-40 gün süreyle yaşabilen, çöl bitkileridir. Kökleri yüzeyseldir; toprak kuraklığına direnemeyen; ancak, kuraklığına karşı koruma donanımı gelişmiş bitkilerdir. Sukulent bitkiler, yapıları, kurak dönemlerde kullanmak üzere su biriktirebilen, kaktüs örneği bitkilerdir. Üçüncü grupta toplanan kurakçıl bitkiler ise, nisbeten derinlere inebilen ve dallanan kök sistemlerine sahiptir. Toprak üstü organları, çoğunlukla küçük ve tüylü bitkilerdir.

KURAKLIK

Canlıların varlıklarını sağlıklı olarak sürdürebilmesini engelleyebilecek ve giderek ölümlerine yol açabilecek düzeyde su kıtlığı, azlığı, azalması. Kuraklık, olağandışı durumu yansıtmaktadır. Mevsim koşulları nedeniyle yaşanan olağan su kıtlıkları, azalmaları kuraklık değildir. Bazı görüşlere göre, nisbî nem oranının % 30’un altına düştüğü; rüzgâr hızının 5 m./sn.’nin üzerine çıktığı ve sıcaklığının da 25 ºC’ı aştığı dönemleri ifade etmektedir.

KURAKLIK ENDEKSİ

P= yıllık toplam yağış miktarı; T= yıllık ortalama sıcaklık olmak üzere;

işlemiyle elde edilen değer. Tarım yapılabilecek araziler ve iklimler, endeksten yararlanılarak aşağıdaki gruplandırılabilmektedir:

Endeks
Tarım Arazisi ve İklimler

10’dan küçük
Çöl: Ancak sulama yapılarak tarım yapılabilmektedir.

10-15
Çok Kurak: Gerekli durumlarda sulama yapılarak tarım yapılabilmektedir.

16-20
Kurak: Yalnızca kuru tarım yapılabilmektedir.

21-30
Az Kurak: Kuru tarım yapılabilmektedir.

31-40
Az Nemli: Bitkisel üretim için zaman zaman kurutma işlemlerinin yapılması gerekebilmektedir.

41-60
Çok Nemli: Tarım yapılabilmesi için kurutma yapılması zorunlu olmaktadır.

60’dan büyük
Herhangi tarımsal üretim faaliyeti imkânsızdır.

KURŞUN (Pb)

Atom numarası 82 olan, yumuşak, mavi-beyaz renkte metaldir. Akümülatörlerin yapımı kullanılır. Biriken zehir olduğundan, küçük dozu bile ciddî hastalıklara yol açabilen, hattâ ölümlere sebep olan, doğal çevrede inorganik halde bulunan maddedir. Motorlu taşıt araçlarının emisyon bileşenleri arası, kurşun emisyonları büyük önem taşımaktadır. Benzinli motorlarda vuruntuyu önlemek için kullanılan “kurşun tetra etil” adındaki katkı maddesi, litre benzine 200-800 mg. eklenmektedir. Yapılan basit hesaplama ile 100 km. mesafede, 10 litre kurşunlu benzin yakan araç, uzaklık için, 2-3 gr. kurşunu havaya bırakacaktır. Saatte, 200 araçlık trafik yoğunluğunda, 40-60 gr./km.saat kurşun havaya aktarılmaktadır. Kurşun bünyesine olarak, % 15-18 oranı solunum yollarıyla, % 85 oranı ise, aşırı kirlenmiş ve yiyecekler ile alınmaktadır. Kandaki kurşun konsantrasyonu 0,2 mgr./ml. limitini aştığı olumsuz etkiler görülmektedir. 1,2 mgr./ml. limitinin aşılması durumunda ise, yetişkinlerde geri dönüşü olmayan beyin hasarlarının görüldüğü belirlenmiştir. Az miktarda vücuda giren kurşun; uyku bozuklukları, yorgunluk, hafıza kaybı, baş dönmesi rahatsızlıklara da neden olabilir. Kurşun bileşiklerinin zaman zaman rüzgârlarla açık denizlere kadar taşındığı ve deniz organizmaları ölümlere yol açtığı anlaşılmıştır. Kurşunun yarılanma ömrü, kanda 20-40 gün; kemiklerde ise, 10 yıldır. Kurşun, çocukların kanı erişkinlere kıyasla, daha yüksek konsantrasyonlara ulaşabilmektedir. Avrupa Birliği standartlarına göre, kurşunlu benzinde, kurşun miktarı en fazla, 0,40 gr./litre; kurşunsuz benzinde ise en fazla, 0,013 gr./litre olacaktır (Bkz. “Motorlu Araçlar”).

KURŞUNSUZ BENZİN

Organik kurşun bileşikleri katılmamış benzin.

KURUM
Eksik yanmadan meydana gelen ince karbon parçacıkları.

KUŞLAR

Omurgalıların “aves” sınıfından canlılar. Yeryüzünde, yaklaşık olarak 160.000.000 yıldır bulunmaktadır ve ayırt edici özellikleri, bedenlerini tamamen kaplayan tüyler ve uçmalarını mümkün kılan kanatlar, iskelet ve kas yapısıdır. Yeryüzü’nde 27 takımda toplanan 9000 civarı kuş türü bulunmaktadır. Kuşlar, beslendikleri hayvanların (böcek ve kemirgenleri) sayılarını doğal olarak denetimde tutarak ekosistemlerin varlıklarını sürdürebilmesine katkıda bulunabilmektedir. Türkiye, konumu nedeniyle, kuşbilimsel (ornitolojik) yönden önem taşıyan ülkedir ve 450 civarı türün bulunduğu ve türlerin yaklaşık olarak 300’ünün Türkiye’yi kuluçka alanı seçtiği belirlenmiştir.

KUŞLARIN HİMAYESİNE DAİR MİLLETLERARASI SÖZLEŞME

Sözleşme, 1 Aralık 1966 ve 797 sayılı Kanun ile onaylanarak 17 Aralık 1966 ve 12480 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanmıştır.

Sözleşme, 18 Ekim 1950’de Paris’te düzenlenmiş olup, kuşların himayesi hakkındadır. çerçevede, bütün kuşların (ki, burada kastedilen göçmen kuşlardır), hiç olmazsa üreme devrelerinde, yuvalarının bulunduğu yerlere gelişleri sırası özellikle de Mart, Nisan, Mayıs ve Temmuz ayları; bilimsel yararı olan ortadan kalkma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan türlerin de bütün yıl boyunca korunmalarını öngörür.

KUZEY ÜLKELERİ

Kuzey Yarıküre’de bulunan, ekonomik olarak gelişmiş ülkeler.

KÜÇÜK SANAYİ SİTELERİ

Bireysel olarak faaliyette bulundukları altyapı yatırımları götürülemeyen ve/ altyapı maliyetleri nisbeten yüksek olan ve uygun çalışma koşullarına sahip olmayan; yerel olarak başka işletmelerle birlikte bulundukları çeşitli kolaylıklardan yararlanabilme imkânı bulunan; kentsel yerleşmelerin içinde ve/ yakın çevresinde dağınık olarak bulundukları çeşitli çevre sorunlarına yol açan küçük ve orta ölçekli işletmelerin toplu olarak yerleştirildikleri; altyapı yatırımları merkezî olarak çözülmüş siteler.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın yönetiminde meydana getirilen Organize Sanayi Bölgeleri ve Küçük Sanayi Siteleri İnşaatı ve İşletme Giderleri Fonu’ndan sağlanan parasal ve teknik destekle gerçekleştirilen küçük sanayi sitelerinin sayısı, 1998 yılı sonuna kadar 294’e; buralarda faaliyette bulunan işyeri sayısı 70.603’e ve işyerlerinde çalışanların sayısı da 424.000 kişiye ulaşmıştır. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın belirlemelerine göre, Türkiye’deki küçük sanayi sitelerinin, % 39’u oto onarım; % 30’u metal işleme; % 23’ü ahşap işleme alanları faaliyette bulunmaktadır.

KÜKÜRT (S)
Atom numarası 16 olan elementtir. Diğer ismi de sülfürdür. Metalik değildir ve mavi renkte alevle yandığı zaman, tehlikeli gaz olan ve kirliliği sorunları önemli yer tutan kükürt dioksiti meydana getiren gaz haline gelir. Doğada volkanik bölgelerde bulunur. Kömürün yapısı bulunur. Tıpta ve kimya sanayiinin değişik alanları kullanılır.

KÜKÜRT DİOKSİT (SO2)
Kükürdün havada yanması sonucu meydana gelen; renksiz, tahriş edici, keskin kokulu gazdır. En belirgin kirleticilerindendir. Suda çabuk çözünür. Birincil derecede kirleticileri arası sayılmaktadır. Genellikle, nokta kaynakları, yakıtların yanması sonucunda meydana gelir. Antropojenik kükürt oksitlerin, % 80’den fazlasının durağan kaynaklardan meydana geldiği bilinmektedir. Petrol ve kömür fosil yakıtlar, olarak % 5 ilâ 6 arası kükürt içerir. yakıtların yanması sonucu meydana gelen SO2’nin sayısal değeri incelendiğinde, bütün dünyada her yıl neşredilen küresel emisyonların 132.000.000 tonu; antropojenik kaynaklı emisyonların ise, 50.000.000-75.000.000 tonu bulduğu tahmin edilmektedir. Sadece Avrupa’da her yıl atmosfere bırakılan SO2’nin 20.000.000 tonun üzerinde olduğu anlaşılmaktadır.

Kükürt dioksit atmosfere bırakıldıktan sonra, aşağıda gösterildiği üzere sülfürik aside dönüşmektedir:

SO2 + OH → HOSO2

HOSO2 + O2 → SO3 + HO2

SO3 + H2O → H2SO4

Buna göre, kaba hesaplama ile % 1 oranı kükürt içeren ton kömür yandığı zaman, 10 kg. kükürt açığa çıkacaktır. Kükürt dioksitin molekül ağırlığı 64’tür (Kükürdün molekül ağırlığı 32, oksijenin 16). verilere göre, ton kömürün yanması sonucunda, atmosfere 20 kg. kükürt dioksit bırakılmış olacaktır. İnsan sağlığı açısından da son derecede tehlikeli olan kükürt dioksitin 0,3-0,5 ppmv konsantrasyonu, üst solunum yolları çeşitli tahrişlere neden olur. 1,5 ppmv konsantrasyonda ise bronşlarda enfeksiyon baş gösterir. 10 ppmv konsantrasyona mâruz kalan kişi, 5 dakika içinde ölür. OECD ülkelerinde kişi başına tüketilen SOx, OECD dışı ülkelerde 3,5 katına çıkmaktadır ve oran, sanayi sektörünün, gelişmiş ülkelerde ne kadar yüksek seviyede olduğunu göstermektedir.

KÜKÜRT DÖNGÜSÜ
Kükürt içeren bileşiklerin; biyosfer, hidrosfer, atmosfer ve litosferdeki çevrimidir. Sürdürülen çeşitli araştırma ve bulgulardan, kükürdün atmosferde oldukça az miktarda bulunduğu ortaya çıkmıştır. Atmosferdeki kükürt miktarının, SO2 ve H2S halinde, 3 megatona (milyon ton) ulaştığı bulunmuştur. Diğer taraftan, Yeryüzü’nün alt katmanlarındaki, yer yüzeyindeki ve okyanuslardaki kükürt miktarının birbirleriyle sürekli alışveriş halinde olduğu anlaşılmıştır. Kükürt döngüsünde en çarpıcı sonuç, eliyle yakıtlardan çıkan kükürt dioksitin atmosfere karışması ve burada su ile birleşerek asit yağmurları halinde yeryüzüne düşmesidir. Yeryüzü ile atmosfer arasındaki kükürt dolaşımının yılda 75 megatona eriştiği, elde edilen veriler arasındadır.

KÜL
Yanan maddelerden arta kalan .

KÜLTÜR ARAZİSİ

Sürekli olarak bitkisel ve hayvansal üretim amacıyla kullanılan araziler. Bahçeler ve tarlalar ile mer’alar, en bilinen kültür arazilerindendir.

KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNU

21 Temmuz 1983 ve 2863 sayılı Kanun, 23 Temmuz 1983 ve 18113 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanmıştır. Kanun’un amacı, “Korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile tanımlarını belirlemek; yapılacak işlem ve faaliyetleri düzenlemek; konuda gerekli ilke ve uygulama kararlarını alacak teşkilâtın kuruluş ve görevlerini” belirlemektir. Kanun kapsamı üç çevresel unsura yer verilmektedir. Kültür Varlıkları: “ öncesi ve î devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan yer üstünde, yer altı su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklar”. Tabiat Varlıkları: “Jeolojik devirlerle öncesi ve î devirlere ait olup ender bulunmaları özellikleri ve güzellikleri bakımından gerekli yer üstünde, yer altı su altı bulunan değerlerdir”. Sit: “ öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimarî ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları; önemli î hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tesbiti yapılmış tabiat özellikleriyle korunması gerekli alanlar”. Ancak Kanun, “taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının muhafazaları î çevre içinde korunması zorunlu” alanları da Koruma Alanı olarak tanımlamaktadır.

Kanun kapsamındaki çalışmalar Kültür Bakanlığı’na bağlı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Müdürlüğü ile Anıtlar ve Müzeler Müdürlüğü ve Kanun’un 51. maddesiyle meydana getirilen Yüksek Kurul ve Bölge Kurulları aracılığıyla yürütülmektedir. Kanun’da taşınmaz ve taşınır kültürel ve doğal değerlerin araştırılması, belirlenmesi, gerektiğinde kamulaştırılması, tescili, taşınması, ticareti, korunma altına alınması, kullanılmasının yönlendirilmesi, kural dışı tutumların cezalandırılması ve korumacı çabaların özendirilmesine ilişkin yaptırımlara ayrıntılı olarak yer verilmektedir.

Kanun’un sağladığı imkânlarla, yaklaşık 48.000 korunması gereken kültürel ve doğal varlık belirlenmiştir. varlıkların sayıca % 2,5’i doğal niteliktedir.

KÜLTÜRTEKNİK

Arazileri topraklarının yapısal özelliklerini, su ekonomisini ve üzerindeki bitki örtüsünü etkileyerek, istenilen amaç doğrultusunda nisbeten daha verimli duruma getirmek amacıyla geliştirilen ve/ kullanılan teknikler ve mühendislik hizmetleridir.

KÜRESEL ÇEVRE FONU

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Birleşmiş Milletler Çevre Programı ve Dünya Bankası tarafından kurulan ve yönlendirilen fon. fondan, değişik ülkelerdeki çevre projelerine ve arada gönüllü kuruluşların projelerine destek sağlanmaktadır (Global Environmental Facility/GEF).

KÜRESEL ISINMA

Bkz. “İklim Değişikliği”.

KÜRESELLEŞME

1980’li yıllarda gündeme gelen; uluslararası düzeydeki teknik, ekonomik, toplumsal, kültürel ve ekolojik etkileşim ve dönüşümlerin boyutlarını göstermek amacıyla kullanılan kavram.

KÜTLE

İki türlü tanımı yapılabilir. Eylemsizlik kütlesi, cismin kendisine uygulanan kuvvet ve ivme ile orantılı olan sâbittir. Buna göre, Kuvvet F; İvme de a ile gösterilirse, m kütlesi m = F/a olarak verilir. İkinci tanım, Newton’un çekim kanunundan elde edilebilir. Gravitasyonal kütle, ağırlık kavramından ortaya çıkan ve m = P/g bağıntısı ile verilen değerdir. Her iki tanım birbirine eşdeğerdir.

KÜTLE-ENERJİ DENKLEMİ

cismin kütlesi, içerdiği enerji miktarının ölçüsüdür. Işık hızı değişmezi c= 300.000 km./sn. ve kütle de m olarak gösterilirse, enerji kütle bağıntısı, E= mc2 denklemi ile verilir. Burada m: gr., E: joule cinsinden enerjiyi gösterirse, c ışık hızı değişmezi, m./sn. olarak alınmalıdır. CGS sisteminde Kütle : gr., hız: cm./sn. olarak alınırsa, enerji: erg cinsinden çıkar. denklem, kütle ile enerji arası hiç farkın kalmadığını, sadece ışık hızı sâbitle yorumlanabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.

Kurslar, sertifikalar tamam da, ya yasalar sınırlama getirirse ne olacak? Google

Sektörün hali… Gayrimenkul sektörü 2005 ve 2006 yıllarındaki o “şaşalı” günlerini çoktan geride bırakmış durumda. Gayrimenkul satın alma yarışının yerine artık medyanın gündemini, “durgunluk, demir, çimento fiyatlarındaki artış, inşaat sektöründe durgunluk, müteahhitlerin iş durdurma eylemi, düşen gayrimenkul ve kira fiyatları, raflara kalkan projeler, Türk piyasasına girişi erteleyen uluslararası fonlar, artan konut kredi faiz oranları” olumsuz olarak nitelendirilebilecek haberler işgal ediyor. Birkaç yıl önce herkesi konut sahibi yapacağı sanılan “mortgage” sözcüğü artık kriz sözcüğüyle birlikte anılıyor: Gazete sayfalarını süsleyen haberler ’de başlayan mortgage krizi diye başlıyor ve yayılan ekonomik krizin tetikçisi olarak anılıyor. Yaklaşık 10-15 yıl süren gayrimenkuldeki uluslararası yükseliş ve fiyat artış trendi tersine döndü. Kimi uzmana göre birkaç yıl içerisinde piyasalar normale dönecek, kimi uzmansa ’de başlayan resesyon ve enerji fiyatlarıyla küreyi saracak olan enflasyonist baskılar, başta gayrimenkul sektörü olarak çok sektörün daha uzunca süre ayağa kalkmasına fırsat vermeyecek. Tabii, ekonomik analizlerin yanına Türkiye’ye özgü siyasi süreçler ve siyasi senaryoların yarattığı baskıları da gözardı etmemek gerekiyor. Öte yandan, gayrimenkul sektörünün Türkiye’nin halen yükselen ve gelecekte de yükselecek olan sektörlerin başı geldiği de gerçek. Tüm kriz senaryolarına rağmen gayrimenkul orta ve uzun vadede Türk ekonomisine ve Türkiye’nin gelişimine damgasını vuracak. Ancak en büyük belirsizlik kamunun ve özel sektörün gayrimenkul ve inşaat sektörüyle ilgili nasıl rol oynayacakları hala belirsizliğini koruyor. TOKİ’nin rolü, müteahhitlik kurumunun hala karmaşadan kurtulamamış olması, gayrimenkul yatırım ortaklıklarının hala cılız olması ve kurumsallaşamamaları, inşaat yatırımlarına çerçeve oluşturacak kadastro, imar planı temel altyapının hala bitirilememiş olması, başta olmak üzere gayrimenkul envanterinin ve veri tabanının hala olmaması, vergi başta olmak üzere mülk edinmeye ilişkin hükümet politikalarının ve yasaların sık sık değişmesi, finansman sorunları ve mortgage uygulamasını destekleyecek yasal altyapının hala tamamlanamamış olması ve tüm sistemi ayakta tutacak, yön verecek kamunun etkin denetiminin olmayışı ciddi sorun olmaya devam ediyor. Ve üstelik sistemin şeffaflıktan yoksun olması, yatırım ve rakabet ortamının yasal düzenlemelerle ve bürokrasinin uygulamalarıyla şeffaflığı ve eşit rekabet koşullarını desteklememesi de önemli sorunlar arası yer alıyor. Sektör temsilcilerinin hali… Tüm bunları neden yazıyorum: Öncelikle gayrimenkul sektöründe mevcut bulunduğumuz durumu kez daha görmek için. İkincisi ise, sektördeki hızlı gelişim potansiyeline karşın kamunun çözüm üretmekte ne kadar hantal olduğuna işaret etmek ve biraz sonra yazacaklarıma da temel oluşturması için… Gayrimenkul sektörünün önemli eksiklerinden birisi de gayrimenkul pazarlaması ve mesleği icra edenlerin hak ve sorumluluklarını düzenleyen temel yasanın hala olmaması… Sektörde, emlakçı, emlak komisyoncusu, emlak müşaviri, emlak danışmanı, emlak brokerı, mortgage brokerı sıfatları kullanarak binlerce kişi emlak alım-satımı ve pazarlaması işi yapıyor. kişilerin sektöre girişleri ve faaliyette bulunmaları tamamen serbest. Birkaç yıl önce TSE’nin yayınladığı standartlar ile kentlerde kurulan Emlak Komisyoncuları Odaları’nın girişimleri dışı sektör temsilcilerini ilgilendiren yasal altyapı yok. Meclis’e sunulmak üzere hazırlanmış Emlak Müşavirliği Yasa Tasarısı olduğu biliniyor. Ancak Türkiye’nin son ekonomik ve siyasi gündemi anımsandığı tasarının Meclis gündemine gelip gelmeyeceği ve ne zaman geleceği büyük belirsizlik taşıyor. Ancak taraftan da çeşitli ticari ya da mesleki faaliyetler çerçevesinde bazı kurumlar ve firmalar sektörün yetişmiş eleman ihtiyacını karşılayabilmek için eğitim kurumları oluşturuyor, kurslar düzenliyor ve sertifika dağıtıyorlar. İşte, bunca lafı getirmek istediğim nokta da burası. Örneğin, Tüm Emlak Müşavirleri Federasyonu ile Milliyet Gazetesi’nin işbirliğiyle “Emlak Akademisi” adıyla uzaktan eğitim projesi uygulamaya sokuldu. Üstelik Milli Eğitim Bakanlığı da projeye destek veriyor. Hemen belirtmeliyim, yanlış anlaşılmasını istemem; tip projelerin yararına, sektörün eğitimli, yetişmiş eleman ihtiyacını karşılamasına katkısı olacağına yürekten inanıyorum. Ancak, taraftan da kafamdaki soru işaretlerine yanıt arıyorum. Örneğin, koşullarla eğitim kurslarına katılımcılar ediliyor, ders programları uygulanıyor ve “Emlak Brokerlığı ve Mortgage Brokerlığı” alanları sertifikalar veriliyor. sertifikaları alanlar da sektörde iş arayıp faaliyet gösteriyorlar. Halen az sayıda olsa da benzer başkaca kurslar da var. Ancak ilginin artmasıyla yakın gelecekte kursların sayının fazlalaşacağı açık. Şimdi gelelim soru işaretlerine: Yakın gelecekte ya da makul süre sonra sektöre yön verecek temel yasanın Meclis’ten geçmesi halinde yasanın getireceği hükümlerle şimdi para ve emek harcayarak sertifikaları alan yüzlerce, belki de o zamana kadar binlerce kişinin durumu ne olacak? kurslar, yasal temele göre düzenlenip, o yasanın getirdiği koşullara göre eleman yetiştirmediğine göre, yarın sertifikaların geçerliliği ne olacak? sertifikaları alanların hayal kırıklıkları yaşaması nasıl önlenecek? Üstelik taraflarca imzalanmış (imzalardan birisi MEB’e ait, kamuya) yönerge olduğuna göre, yarın “tamam biz böyle kurs düzenleyip size sertifika verdik ama, şimdi de Meclis’ten yasa geçti yasanın hükümlerine göre sizin koşullarınız halen faaliyet gösterdiğiniz işi yapmaya engel, ya da buyrun sizi şöyle sınavlara alalım” denildiğinde katılımcının durumu ne olacak? Halen kurslara katılım için 18 yaşını doldurmuş olmak ve lise mezunu olmak iki koşulu var. Ancak imzalanan yönerge yürürlüğe girdiğinde halen mesleği yapmakta olan ilkokul mezunları da kurslara katılım için başvurabiliyor. Oysa hazırlanan Emlak Müşavirliği Yasa Tasarısı’ bırakın lise mezunu olmayı Emlak Müşaviri olabilmek için asgari üniversite mezunu olma koşulu getiriliyor. Halen kendisini “emlakçı” olarak nitelendiren onbinlerce ilkokul mezunu sektör temsilcisinin olduğu biliniyor. Türkiye’de adettendir, önceden koşullar oluşturulmaz, altyapı hazırlanmaz, önce fiili durum yaratılır, sonra fiili durumun yarattığı mağduriyetleri giderebilmek için uğraşılır durulur. Şimdi de maalesef benzer süreç işletiliyor. an önce Meclis’ten tasarıyı geçirip (ki tasarı üzerinde de farklı menfaat gruplarının çatışması aşılamıyor, kim bilir belki de yüzden hızla Meclis’ten geçmesi mümkün olmuyor) sektöre giriş çıkışlar için çerçeve oluşturulması yerine, farklı kurum ve kuruluşları çoğunlukla ticari kaygılarının da devreye girmesiyle fiili durum yaratılıyor. süreç bazılarını üzecektir; ancak “ ülkede elinde üniversite diploması olan yüz binlerce işsiz var, ne olmuş para ve zaman harcanarak alınmış sertifikalı binlerce işsizler olmuşsa” diyecekseniz ben de “pes” diyorum ve yazıya son noktayı koyuyorum…

DASK ile sigorta şirketleri arasındaki ilişki nedir? Google

Zorunlu Sigortası teminatı DASK tarafından sunulmakla birlikte poliçeler sigorta şirketleri tarafından DASK nam ve hesabına düzenlenmektedir. DASK’ın poliçe üretimi sigorta şirketleri ve acenteleri tarafından yerine getirilmektedir. Sigorta şirketleri kendi üzerlerinde hiç risk tutmadan riski ve primi kuruma devretmektedirler.

DASK nam ve hesabına Zorunlu Sigortası sözleşmesi yapmaya yetkili sigorta şirketlerine, kendileri acenteleri tarafından yapılan Zorunlu Sigortası primi tutarı üzerinden istanbul ili dahilinde bulunan rizikolar için %12.5 oranı, diğer illerde bulunan rizikolar için %17.5 oranı ve tarifede belirtilen minimum tutarın altı olmamak üzere komisyon ödenmektedir.

İmar Yönetmeliği Google

TÜREV ARAÇLAR RİSK BİLDİRİM FORMU Google

EK-2

TÜREV ARAÇLAR RİSK BİLDİRİM FORMU
(Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası A.Ş. nezdindeki işlemlere ilişkindir)

Önemli Açıklama:

Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası nezdinde yapacağınız alım-satım işlemleri sonucunda kar elde edebileceğiniz zarar riskiniz de bulunmaktadır. nedenle, Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası’ işlem yapmaya karar vermeden önce, piyasada karşılaşabileceğiniz riskleri anlamanız, durumunuzu ve kısıtlarınızı dikkate alarak karar vermeniz gerekmektedir.

amaçla, “Türev Araçların Alım Satımına Aracılık Faaliyeti”ne ilişkin Seri:V No:46 “Aracılık Faaliyetleri ve Aracı Kuruluşlara İlişkin Esaslar Hakkı Tebliğ”in 57. maddesinde öngörüldüğü üzere “Türev Araçlar Risk Bildirim Formu” yer alan aşağıdaki hususları anlamanız gerekmektedir.

Uyarı:

İşlem yapmaya başlamadan önce çalışmayı düşündüğünüz kuruluşun “Türev Araçların Alım Satımına Aracılık Yetki Belgesi” olup olmadığını kontrol ediniz. Türev araçların alım satımına aracılık faaliyeti konusunda yetkili olan banka ve sermaye piyasası aracı kurumlarını www.spk.gov.tr www.tspakb.org.tr web sitelerinden öğrenebilirsiniz.

Tanımlar:

Borsa : Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası A.Ş.’ni,
Aracı Kuruluş :Borsa üyesi olan ve Sermaye Piyasası Kurulu’ndan “Türev Araçların Alım Satımına Aracılık Yetki Belgesi” almış olan, risk bildirim formunu imzalayan müşterinin birlikte “türev araçların alım satımına aracılık çerçeve sözleşmesi imzalayacağı” aracı kurum bankayı,
Piyasa : Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası A.Ş. sözleşmelerinin işlem gördüğü piyasaları,
Vadeli İşlem
Sözleşmesi : Belirli vadede, önceden belirlenen fiyat, miktar ve nitelikte ekonomik finansal göstergeyi, sermaye piyasası aracını, malı, kıymetli madeni ve dövizi alma satma yükümlülüğü sözleşmeyi,
Opsiyon
Sözleşmesi : Opsiyonu alan tarafa belirli vadede belirli vadeye kadar, önceden belirlenen fiyat, miktar ve nitelikte ekonomik finansal göstergeyi, sermaye piyasası aracını, malı, kıymetli madeni ve dövizi alma satma hakkı , satan tarafı ise yükümlü kılan sözleşmeyi,
Uzun Pozisyon
(Vadeli İşlem
Sözleşmelerinde) : Sözleşmenin vadesi geldiğinde sözleşmeye teşkil eden varlığı sözleşmede belirtilen fiyattan ve belirtilen miktarda satın alma ya da nakdi uzlaşmayı sağlama yükümlülüğünü,

Uzun Pozisyon
(Opsiyon
Sözleşmelerinde) : 1) Alım opsiyonunda, sözleşmenin vadesinde vadeye kadar olan süre içinde sözleşmeye teşkil eden varlığı, sözleşmede belirtilen fiyattan ve belirtilen miktarda satın alma ya da nakdi uzlaşmada bulunma hakkını,
2) Satım opsiyonunda, sözleşmenin vadesinde vadeye kadar olan süre içinde sözleşmeye teşkil eden varlığı, sözleşmede belirtilen fiyattan ve belirtilen miktardan satma ya da nakdi uzlaşmada bulunma hakkını,
Kısa Pozisyon
(Vadeli İşlem
Sözleşmelerinde) : Sözleşmenin vadesi geldiğinde sözleşmeye teşkil eden varlığı sözleşmede belirtilen fiyattan ve belirtilen miktardan satma ya da nakdi uzlaşmayı sağlama yükümlülüğünü
Kısa Pozisyon
(Opsiyon
Sözleşmelerinde) : 1) Alım opsiyonunda, sözleşmenin vadesinde vadeye kadar olan süre içinde sözleşmeye teşkil eden varlığı, sözleşmede belirtilen fiyattan ve belirlenen miktardan satma ya da nakdi uzlaşmayı sağlamayükümlülüğünü,
2) Satım opsiyonunda, sözleşmenin vadesinde vadeye kadar olan süre içinde sözleşmeye teşkil eden varlığı, sözleşmede belirtilen fiyattan ve belirtilen miktardan satın alma ya da nakdi uzlaşmayı sağlama yükümlülüğünü,
Ters İşlem -
Pozisyon
Kapatma : Aynı özelliklere sahip sözleşme bazı olmak kaydıyla, söz konusu sözleşmenin işlem gördüğü piyasadaki son işlem gününe kadar uzun pozisyon karşısı kısa pozisyon, kısa pozisyon karşısı ise uzun pozisyon alınarak pozisyonun tasfiyesini,
Opsiyon Primi : Opsiyon sözleşmesini alan tarafın, opsiyon sözleşmesini satan tarafa, sözleşmede yer alan haklar karşılığı ödemekle yükümlü olduğu primi,
Kullanım Fiyatı : Opsiyon sözleşmelerinde, sözleşmeye olan varlığın alım
satım hakkının vade süresince vade sonunda kullanılabileceği fiyatı,
Uzlaşma Fiyatı : Gün sonları hesapların güncelleştirilmesinde kullanılmak üzere sözleşme türü bazı Borsa kuralları uyarınca hesaplanan fiyatı,
Pozisyon Limitleri : Her sözleşme, hesap ve/ Borsa üyesi bazı, tüm teslimat vadelerinde toplam olarak aynı sözleşme türü bazı çeşitli teslimat vadelerinde ara toplam olarak sahip olunabilecek azami pozisyonu,
Başlangıç Teminatı : Pozisyon açılırken yatırılması zorunlu olan tutarı,
Sürdürme Teminatı : Piyasadaki günlük fiyat hareketleri karşısı güncelleştirilen teminat tutarlarının koruması gereken alt sınırı,ifade etmektedir.

RİSK BİLDİRİMİ
(VADELİ İŞLEM VE OPSİYON SÖZLEŞMELERİNDE İŞLEMLERLE İLGİLİ OLARAK YATIRIMCILAR İÇİN AÇIKLAMALAR)

İşlem yapacağınız aracı kuruluş ile vadeli işlem ve opsiyon sözleşmesi alım satım aracılığına ilişkin olarak imzalanacak “Türev Araçların Alım Satımına Aracılık Çerçeve Sözleşmesi”nde belirtilen hususlara ek olarak, aşağıdaki hususları anlamanız çok önemlidir.

1. Aracı kuruluş nezdinde açtıracağınız hesap ve hesap üzerinden Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası’ gerçekleştirilecek tüm işlemler için Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa ve Takas Merkezi tarafından çıkartılan ilgili her türlü mevzuat ve benzeri tüm idari düzenleme hükümleri uygulanacaktır. Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası Yönetmeliği 77-79 maddesi, Garanti Fonunun Kuruluş ve İşleyiş Esasları Genelgesi ve diğer Borsa Kuralları’ belirtildiği üzere Borsa işlemleri neticesinde temerrüt oluşması ve temerrüt nedeniyle alacağınız olması durumunda, Takas Merkezi’nin temerrüdün giderilmesi için işlem teminatları ve Garanti Fonu’na başvuracağını, işlem teminatları ve Garanti Fonundan karşılanmayan alacağınız için Borsa ve Takas Merkezi kendi kaynakları ile sorumlu olmayacaktır.

2. Türev araçlar çeşitli oranlarda risklere tabidir. Piyasada oluşacak fiyat hareketleri sonucunda aracı kuruluşa yatırdığınız teminatın tümünü kaybedebileceğiniz , kayıplarınız toplam teminatınızı dahi aşabilecektir.

3. Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası’ pozisyon almak üzere aracı kuruluş nezdinde açtıracağınız ve teminat yatıracağınız hesabınızdan piyasada alım-satım işleminde bulunacağınız her vadeli işlem (futures) sözleşmesi için en az Borsa’nın belirlediği tutarda başlangıç teminatı yatırılması gerekmektedir.

4. Aracı kuruluş tarafından yapılacak teminat tamamlama çağrılarını istenen süre içinde ve şekilde yerine getirilmesi, aksi takdirde hiç ihbara gerek duymadan pozisyonun piyasa değerinden, özen borcu çerçevesinde zararına da olsa kapatılmasına razı olunması gerekmektedir..

5. Borsa Yönetim Kurulu, mevzuatta yer alan koşulların varlığı halinde, vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinin vade bitim tarihlerini belirlemeye belirlenmiş olan vade bitim tarihlerini değiştirmeye ve pozisyonları tasfiye etmeye yetkilidir.

6. opsiyon sözleşmesi alırsanız, opsiyonu kullanmadığınız takdirde riskinizi, opsiyon primi ve buna ek olarak ödeyeceğiniz komisyon ve diğer muamele ücreti ile sınırlamanız mümkündür.

7. opsiyon satarsınız, görece küçük ters piyasa hareketinde, opsiyon satmakla elde ettiğiniz prim ödemesini aşabilecek sınırsız potansiyel kayıp riskini üstlenirsiniz. Opsiyonu yerine getirmeniz istendiğinde, bunun üzerinde herhangi kontrol yetkiniz yoktur. Dolayısıyla, sadece yüksek sermayeye sahip deneyimli kişiler opsiyon satmaya teşebbüs etmelidirler.

8. Opsiyonların çok çeşidi vardır ve kendinizi taahhüt altına sokmadan önce, aracı kurumunuzla yatırım ihtiyaçlarınız ve tip sözleşmelere taraf olmanın içerdiği riskler konusunda fikir alışverişinde bulunmalısınız.

9. Piyasanın sıkışık, likiditenin oldukça düşük olduğu, maksimum fiyat hareketinin gerçekleştiği ortamda, sistemde piyasa yapıcılığı mevcut ise; piyasa yapıcılarının en geniş banttan kotasyon verdikleri piyasa şartları, riski sınırlama imkanı “şarta bağlı emirler” ile “strateji emirleri” de dahil olmak üzere aracı kuruluş vasıtasıyla piyasaya iletilmesi istenilen emrin gerçekleşmeme ihtimali dikkate alınmalıdır.

10. Vadeli işlem sözleşmesinde “spread” (fark yayılma) pozisyonu almak normal şartlarda daha az risklidir. Ancak olağanüstü piyasa şartları yayılma pozisyonu vadeli işlemler piyasası doğrudan uzun kısa pozisyon almaktan her zaman daha az riskli olmayabilir.

11. Kaldıraç etkisi nedeniyle, düşük teminatla işlem yapmanın piyasada lehe çalışabileceği aleyhe de çalışabileceği ve anlamda kaldıraç etkisinin tarafınıza yüksek kazançlar sağlayabileceği zararlara da yol açabileceği ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır.

12. Borsa tarafından, hesap ve firma bazı belirlenen pozisyon limitine ulaşıldığı takdirde pozisyonunuzu kapatmak dışı vereceğiniz emirler piyasada gerçekleşmeyebilecektir.

13. Piyasadaki fiyat hareketleri, almış olduğunuz pozisyon aleyhine geliştiğinde hesabınız Borsa tarafından “riskli” hesap olarak belirlenebilir. durumda Borsaya pasif emir girişi yapılamayabilecektir.

14. Aracı kuruluşun türev piyasalarda yapacağınız işlemlere ilişkin tarafınıza aktaracağı bilgiler ve yapacağı tavsiyelerin eksik ve doğrulanmaya muhtaç olabileceği tarafınızca dikkate alınmalıdır.

15. Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinin alım satımına ilişkin olarak aracı kuruluşun yetkili personelince yapılacak teknik ve temel analizin kişiden kişiye farklılık arz edebileceği ve analizlerde yapılan öngörülerin kesin olarak gerçekleşmeme olasılığının bulunduğu dikkate alınmalıdır.

16. Yabancı para cinsinden menkul kıymetlerde, yukarıda sayılan risklere ek olarak kur riskinin olduğunu, kur dalgalanmaları nedeniyle Türk Lirası bazı değer kaybı olabileceği, devletlerin yabancı sermaye ve döviz hareketlerini kısıtlayabileceği, ek ve/ vergiler getirebileceği, alım-satım işlemlerinin zamanı gerçekleşmeyebileceği ve teslimat öngörülen sözleşmelerde fiziksel varlığın teslim edilmeme riskine de maruz kalınabileceği bilinmelidir.

17. İşlemlerinize başlamadan önce, aracı kuruluşunuzdan yükümlü olacağınız bütün komisyon ve diğer muamele ücretleri konusunda teyit almalısınız. Eğer ücretler parasal olarak ifade edilmemişse, (sözleşme fiyatının yüzdesi dışı) ücretlerin parasal olarak size nasıl yansıyacağı ile ilgili anlaşılır örnekler içeren yazılı açıklama talep etmelisiniz. Komisyonun yüzde olarak tahsil edileceği durumlarda, sizin yatırdığınız paranın değil de, sözleşme değerinin yüzdesi olarak tahsil edileceği şeklinde anlaşmaya varmalısınız.

İş türev araçlar risk bildirim formu, yatırımcıyı olarak mevcut riskler hakkı bilgilendirmeyi amaçlamakta olup, vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinin alım-satımından ve uygulamadan kaynaklanabilecek tüm riskleri kapsamayabilir. Dolayısıyla tasarruflarınızı tip yatırımlara yönlendirmeden önce dikkatli şeklide araştırma yapmalısınız.

Yukarıda yer alan formu Türev Araçları Risk Bildirim Formu’nu (Form), Türev Araçların Alım Satımına Aracılık Çerçeve Sözleşmesini (Sözleşme) imzalamadan önce okudum, anladım ve bundan sonra Sözleşme’yi imzalayarak Form’un örneğini elden teslim aldım.

Müşteri Adı/ Soyadı :

İmza :

O S M A N L I C A T A P U T E R İ M L E R İ Google

O S M A N L I C A
T A P U T E R İ M L E R İ
S Ö Z L Ü Ğ Ü

Hazırlayan: Hayrettin GÜLTEKİN
ve Kadastro Müdürlüğü
Arşiv Dairesi Başkanlığı
Şube Müdürü

İÇİNDEKİLER
SAYFA

1) Eski kayıt ve senetlerinde yazılı kelime ve
terimlerin açıklaması 3-16

2) Kayıtların nevi ve iktisap sütununda geçen hisse
oranları Arapça bayağı kesirler 17

3) Eski kayıtlarda bulunan ve değişik yörelerde kullanılan
mahalli ölçüler 17-20

4) Eski kayıtları yer alan takvimler ve bunların
bugünkü karşılıkları
a) Hicri Takvim 20¬-21
b) Rûmî Takvim 21-23
c) Miladi Takvim 23

1) ESKİ KAYIT VE SENETLERİNDE YAZILI KELİME VE TERİMLERİN AÇIKLAMASI

-A-

Ahkâm : Hükümler
Ahz u kabz : Her iki sözcük, almak anlamına gelir.
Ahz u itâ : Alıp verme
Akâr : Gayrimenkullerden kirâ yoluyla sağlanan gelir
Akârât : Gelir sağlayan gayrimenkuller
Akârât-ı Vakfiyye : Vakıf gayrimenkuller; evler, dükkânlar ile bunların getirdiği gelir
Akçe : Osmanlı döneminde gümüş para cinsi ve birimi
Akid : Sözleşme, sözleşmede taraf olan kişi
Âmm : , umumi, herkese ait
Âmme emlakı : Kamu taşınmaz malları
Âmm ve şâmil : Umumi ve kapsamlı
Amme arâzisi : Kamu toprağı
Arâzi-i mîrîye : Mîrî devlete ait topraklar, arazi-i emiriyye
Arz : Toprak; sunma, bildirme
Arzen : Genişlik, en
Arâzi-i mahmiyye : Geliri (rakabesi) Hazineye ait bulunan araziden koru,
mer’a, yol, pazar yerleri halkın gereksinimlerine
ayrılmış yerler
Arâzi-i mukâta‘a : Maktû (götürü) vergiye bağlanmış arazi, kesime verilmiş topraklar; devlete hizmeti geçen önemli kişilere bizzat devlet tarafından geliri vergisi terk edilen topraklar
Arâzi-i mahlûle : Tasarruf sahibinin intikal sahibi bırakmaksızın ölümü ile
hazineye dönen miri arazidir.
Arâzi-i mektûme : Devlete ait olduğu halde, devletin hakkı çiğnenerek haksız
ve fuzulen işgal edilen arazi
Arâzi-i mezrû‘a : Ekilen arazi
Arâzi-i selîha : Çıplak arazi
Arazi-i seniyye : Saltanat makamını işgal edenlere ait toprak
Asabe-i nesebiyye : Kan ve soy yoluyla akraba
Asiyâb : Değirmen
Aslah (eslah) : En uygun (Vakfiyelerde en uygun oğul diye geçer)
Atîk : Eski

-B-

Bâ : Farsça ile, -li, lu eki
Bâ-temessük : Temessük ile (tasarruf olunan toprak)
Bâ-hüccet : Hüccet ile (tasarruf olunan toprak)
Bâ- : ile (tasarruf olunan toprak)
Ba‘de : Sonra
Ba‘demâ : Bundan böyle
Bâc : Örfî vergi
Bâd-i hevâ : Kayıt dışı, önceden belirlenenin dışı gelen gelir;
Bedava, parasız
Bâb : Bölüm, kapı
Bâni : Kuran, yapan, bina eden
Bedel-i ferâğ : Miri arazi ve çifte kiralı (icareteynli) vakıf taşınmazlarının
tasarruf haklarının devredilmesi karşılığı alının paradır.
Bedel-i misl : Arazi hukukunda tasarruf hakkı karşılığı emsaline uygun
ödenen para
Bedel-i müsemmâ : Akitte tayin olunan bedel
Benûn : Üç daha ziyade çocuklar
Ber-mûceb-i âtî : Aşağıda geleceği , Aşağıda ifade olunacağı üzere
Ber-mu‘tâd : Alışılageldiği üzere, devamlı yapılagelen usule göre
Berî‘ü′z-zimme : Zimmetten borçlardan kurtulmuş, temize çıkmış
Bey‘-i bi′l-istiglâl : Satış ve kiralamanın aynı anda yapıldığı satış, malı satıp aynı anda gelir ve menfaatını elinde tutuma
Bey‘-i bi′l-vefâ : Medeni Kanunun yürürlüğe girmesinden evvel yapılmış
gayri menkul rehni, vefaen satış, satılanın ileride satan tarafından geri satın alınması şartıyla yapılan satış
Bey‘-i bi′ş-şart : Şartla satım, şartlı satım
Bey‘ u şirâ : Alış-veriş, alım-satım.
Beyninde : Arası, araları
Bidâyet : Başlangıç
Bin : Oğul
Bint : Kız
Bilâ : -sız ekinin görevinde olmak üzere Arapça sözcüklerin
başına getirilerek sıfat yapar ve bileşik yazılır.
Bilâ-zevc : Kocasız, kocası sağ olmadığı halde
Bilâ-zevce : Karısız, karısı sağ olmadığı halde
Bilâ-veled : Çocuksuz, çocuğu olmayan
Bilâ-ebeveyn : Anası ve babası olmayan
dahi : da öncesi , yukarıda geçenin aynısı

-C-
Câr : Komşu
Câri : Uygulanan
Cânib : Taraf, cihet, yön
Cânib-i yemîn : Sağ taraf
Cânib-i yesâr : Sol taraf
Cihet-i i‘tâ-yı senet : Senetin veriliş sebebi, (iktisâb)
Cebel : Dağ
Cenâh : Yan taraf
Cenâb : evin yan tarafı, avlu (hürmet bildirilen sıfat olarak da
kullanılır)
Cenûb : Güney
Cedîd :

-D-

Dâyin : Alacaklı
Dâimi kayıtlar : İdarelerinde iş sahiplerinin müracaatı üzerine
tutulan kayıtlar
Deyn : Borç
Defter-i Hâkânî : Eskiden taşınmazlar hakkındaki kayıt ve tescillerin
işlendiği defterin adı. -Tahrir Defterleri için de ad kullanılmıştır. Bugünkü sicilinin karşılığıdır.
Defter-i Hâkânî İdaresi: Şimdiki dairelerinin eski adı.
Defter-i Hâkânî Nâzırı: Osmanlı Devleti zamanı ve kadastro işlerine
bakan nâzır, bakan
Der-Sa‘âdet : Osmanlı Döneminde İstanbul′a verilen ad
Derûn : İçinde
Devir ve temlîk : hakkın kimseden başka kimseye geçmesi

-E-

Eb : Baba, ata
Eben an cedd : Babadan oğla (Ebâ an cedd)
Ebnâ : Oğullar
Ebnâ-yı ebnâ : Kız ve erkek çocukları ile kız ve erkek torunları ifade eder.
Ebeveyn : Ana, baba
Ebvâb : Kapılar
Ekber : Daha (en, pek büyük), vakfiyelerde geçer.
El-yevm : Halen, bugün
Emâkin : Mahaller, mekanlar, mevkiler, yerler
Esbâb : Sebepler
Esâmi : İsimler
Eşcâr : Ağaçlar
Eşcâr-ı müsmire : Meyveli Ağaçlar
Eşcâr-ı gayr-i müsmire: Meyvesiz ağaçlar
Eş :Onun
Eşhâs : Şahıslar
Erba‘a : Dört
Erbâb : Sahipler, malikler
Etrâf-ı erba‘ası : Dört tarafı
Evkâf : Vakıflar
Evkâf-ı Hümâyûn : Padişahların ve padişahlara mensup olanların vakıfları
Evlâd-ı sulbiyye : Vakıfta kimsenin çocuklarını anlatan terimdir.
adamın torunları onun evlâd-ı sulbiyyesidir.
Evlâd-ı ümm : Ölenin ana oğlan ve kız kardeşleri
Evrâk-ı müsbite : sicilini tamamlayan belgeler
Evlâd-ı inâs : Kız çocukları (vakfiyelerde geçer)
Evlâd-ı yol : Çoluk çocuk (vakfiyelerde)

-F-

Ferâğ : Satış ( mülkün tasarruf, sahip, olma hakkını başkasına
terk etme, Arazi Kanununda ise miri vakıf arazinin
yararlanma hakkının satışı)
Fevk : Üst
Fevkânî : Binanın üst kısmı, binanın üst katı
Fevkânî tahtânî : Altlı üstlü
Fevt : Ölüm

-G-

Garb : Batı
Gars : Ağaç, fidan dikmek
Gayr-i menkûl : Taşınmaz mal
Gayr-i musakka : Susuz

-H-
Hafîd :Torun

Hakk-ı karâr : Arazi Kanunun 78 nci maddesinde belirtilen nizasız 10
yıllık zilyetlik
Hakk-ı şurb : Su hakkı
Hâne : Ev
Hatt : Çizgi, sınır çizgisi
Hüccet : Delil
Hüccet-i şer‘iyye : Şeriyye mahkemelerinden sırf mülk taşınmazlar için
verilen belge
Hâvî : İçine alan, ihtiva eden

-İ-

İbn : Oğul, erkek çocuk
İbniyye : Ölenin oğlunun kızı oğlunun oğlunun kızıdır.
İbnân : İki çocuk
Îcâr : Kiraya verme
İcâre : Kira, gelir
İfrâz : Parçalara ayırma
İhyâ : Diriltme, canlandırma, tazelik verme
İhyâen : (Ham arazinin) ıslahıyle iktisap
İhyâ-yı mevât : İşlenmemiş toprağı ekime elverişli hale getirme, işleme
İntikâl : Geçirim; geçme, mal üzerindeki tasarruf hakkının yasa
ile kesimlere geçmesi
İntifâ : Yararlanma, kullanma
İrs : Veraset, soya çekim

-K-

Kuyûd : Kayıtlar
Kuyûd-ı kadîme : Eski Kayıtlar
Kadîm : Eski
Kal : Sökme, çıkarma (ağaç)
Kâin : Bulunan, mevcut olan
Karye : Köy
Kebîr : Yaşça büyük, kebîre: büyük kız evlat (vakfiyede geçer)
Kurâ : Köyler
Kürûm : Bağ çubuğu
Köm : 1- Küme , yığın
2- Küçük ağıl

-L-

Lâ-bî-şartın : Şarta dayanmaksızın
Leb-i derya : Deniz kenarı, sahil
Li-ebb : Baba kardeş
Li-ümm : Ana kardeş
Livâ : Sancak; Osmanlı döneminde sancak olarak tanımlanan idari birim. Başı sancakbeyi bulunurdu. Tanzimat sonrası dönemde livânın başı bulunan görevliye mutasarrıf da denilmiştir.
Li-ecli’l imâr : İmar edilmek üzere

-M-

Maâdîn : Madenler
Ma‘an : Beraber, birlikte
Mâbeyn : Ara
Mâbeyn senedi : Ara senedi
Mâfevk : Üst mahal
Mağrib : Garp, batı, batıda bulunan
Mahal : Yer
Mahdûm : Oğul, evlat
Mâ-i câri : Akarsu
Mâ-i lezîz : İçilecek su, lezzetli su, memba suyu
Mahdum :Oğul, evlat
Mâlik : Mülk arazinin sahibi
Ma‘rûf : Herkesçe bilinen
Ma‘tûh(e) : Bunamış, bunak; sakat, kötürüm, amelmânde
Ma‘tûk : Azat olunmuş, azatlı
Mazbata : Tutanak
Mazbût vakıflar : Yönetimi devlet tarafından ele alınmış vakıflar; vakıf
iki şekilde mazbut vakıf olur; ya bütün vakıf yöneticileri
ölmüştür vakfeden kişi yönetici göstermemiştir.
durumda vakıfların yönetimi devlet tarafından ele
alınır; devlet yönetimi Vakıflar Müdürlüğü eli ile
kullanır.

Mebâni : Binalar, yapılar
Mebde’ : Başlangıç
Meccânen : Ücretsiz, parasız,karşılıksız
Meclis-i idâre : İdare meclisi, yönetim kurulu
Mecmû‘an : Toplu olarak, toptan
Mecmû‘u : Tümü, tamamı
Me’cûr : Kiraya verilen şey, kiralanan

Mecelle : Osmanlı İmparatorluğu′ Tanzimat′tan sonra yapılan
kanunlaştırma hareketleri sırası, Ahmet Cevdet
Paşa’nın başkanlığı altındaki bilim kurulu tarafından
hazırlanan, dayanağı İslam dini olan, daha çok borçlar
hukukunu ve kısmen de eşya hukuku ile yargılama
hukukunu içine alıp, aile ve miras hukukunu kapsayan,
kazuist metoda göre hazırlanmış 1851 maddelik yasa.
Menzil : Mesafe, yollardaki konak yeri, günlük yol, ayrıca ev anlamı da kullanılır
Mesâha : Ölçme, ölçümleme, yüz ölçümü
Mesken : Kişinin fiilen oturduğu yer, konut
Mezkûr : Zikredilen, sözü edilen
Mıntıka : Bölge, yer, mahal
Merbût : Bağlı
Merhûn : Rehnedilen mal
Mer‘iyyet : Yürürlük
Memât : Ölüm
Memlûk : Birinin malı olan
Menâfi : Menfaatler
Metrûk : Terk edilmiş
Mevrûs mal : Miras yolu ile edinilen mal
Mikyas : (Ölçek) Kıyas edecek alet, uzunluk ölçüsü
Mine′l-kadîm : Oluşuna, kimsenin bilemeyeceği kadar eski olan zamanı
ifade etmektedir.
Mîrî arâzi : Çıplak mülkiyeti devlete, sadece tasarruf hakkı şahsa ait
(Arz-ı mîrî) olan taşınmaz (tarla; çayırlık, yoncalık, harman yeri,
yaylak, kışlak ve koruluk )

Mu‘accele : Önden alınan. Vakıf kiraların ya da mâlikâne usulü ile işletilen mukataalardan peşin alınan kısmına da denir.
Mu‘addel : Değiştirilmiş, tadil edilmiş
Mubâdil : Başkasının yerine getirilmiş, şeye bedel tutulmuş
Mu’eccel : Tecil edilmiş, mühletli, sonraya bırakılan, peşin olmayan
Muharrer : Yazılı
Muhtevi : İçinde bulunan, ihtiva eden
Mukâtaa : Arapça mukâtaa kelimesi bütünün kısımlara ayrılması ve kesim olarak belirlenmesi anlamına gelir. Osmanlı toprak sisteminde devlete ait gelir kelemlerinin belirli kısımlara ayrılması anlamı kullanılmıştır. Daha sonra kısımlar ücret karşılığı kiraya verilir. Aynı zamanda bağ, bahçe, arsa durumuna getirilen ekim toprağı için verilen vergi için de kullanılır.
Mukayyed : Kaydedilmiş
Munkalib : Değişen
Musakkâ : Sulu (suyu olan) tarla, gayr-i musakkâ: susuz tarla
Musakkaf : Üstü damla örtülü (bina), gayrimenkul kiralarına ilişkin
Musakkafât : Ev, han ve dükkan üstü dam ile örtülü yerler
Mutasarrıf : Tasarruf hakkı ve salahiyeti olan kişi. malın sahibi. Eskiden vilâyetten küçük olan sancak ya da diğer adı ile livânın yöneticisi. Mîrî vakıf araziye tasarruf eden kimse
Muteber : İtibar edilen, gören
Müceddeden : Yeniden, zilyetlikten
Mülâhazat : Açıklamalar
Mülhak Vakıflar : Vakfın vakfiyesindeki şartlara göre vakfın işlerini gören
(mütevellileri) tarafından idare olunan vakıflardır.
Vakıflar Müdürlüğü denetimine tabidir.

Mülk arâzi : Hem tasarruf hakkı, hem de rekabesi (geliri) kişilere ait
olan her nevi emlak
Mültekâ-yı nesâb : İki daha çok kimsenin neseplerinin birleştiği şahıstır.
Münâkale : taşınmazla ilgili kayıtla eski kayıt arası
bağlantı kurma. (tedavül)
Münhedim : Yıkılan, çöken (binalar için), yıkık
Müseccel : Tescil edilen
Müstakilen : Yalnız, kendine ait
Müstegallât : Vakfa gelir getirmesi için tavanlı, damlı ve damsız
vakfedilmiş olan mallar anlamına gelen müstegal
kelimesinin çoğuludur. Çatısı bulunmayan arsa bağ bahçe yerler
Müştemilât : Taşınmazın kullanılmasını kolaylaştıran ek tesis
Müte‘âkib : Sıra ile, birbirinin arkasına gelen
Mütesâviyen : Eşit olarak
Müteselsil : Ardarda
Müteveccihan : Dönülerek
Müteveffâ : Vefat etmiş (erkek)
Müteveffiye : Vefat etmiş (kadın)
Mütevelli : vakfın idaresine memur edilen kimse

-N-

Neslen ba‘de neslin : Nesilden nesile

-P-

Peder : Baba
Pedereş : (Onun) babası

-R-

Ra : Rebi‘ü’l-âhir ayının kısaltma işarettir
Rab‘ : Vasat, orta boylu. Avlulu ev
Rabbu′l-mâl : Mal sahibi, İslam Hukukunda mâlik anlamı kullanılır.
Rabbe : Üvey ana
Rakabe : Kuru mülkiyet, çıplak mülkiyet, arazinin asıl mülkiyeti.
Rekabe etmek : Vakfın gelirini aslına ilave etmek

-S-

Sağîr : Küçük yaşta erkek
Sağire : Küçük yaşta kadın
Sâlis : Üçüncü
Sâlisen : Üçüncü olarak
Satıh : Yüzey, şeyin dış yüzü
Sehim, sehm : Hisse, pay.
Semen : Satışlarda verilen para, değer, tutar
Sübût-ı-şer‘i : Şer’i esaslara göre sabit olan haklar
Süknâ : Oturma (oturulacak yer)

-Ş-
Şimâl : Kuzey
Şark : Doğu

-T-

Tahcîr : Arazinin çevresinde başkaları tarafından el konulmaması
için taş ve benzeri şeyler koymak
Tahtânî : Binanın alt kısmı
Tahte′l-arz : Yer altı
Tahvîl : Değiştirme
Tahrîr : Yazma
Temessükü : memurları tarafından eski tarihlerde verilen senet
Tarîk : Yol
Tarîk-i âmm : Geniş yol, cadde, yol, kamuya ait yol.
Tarîk-i hâs : birkaç eve mahsus çıkmaz sokak, özel yol
Tarafeyn : Taraflar
Tasdikli Yoklama
Defteri : Yoklama memurları, ihtiyar heyetleri ve idare
kurullarınca tasdik edilmiş defter.
Tasdiksiz yoklama
Defteri : İl ve ilçe idare heyetlerinin tasdikinden geçmemiş,
tahakkuk ettirilen harçları tahsil yönüne gidilmemiş
ve Defterhane’ye gönderilmemiş yoklama esas
defterleridir. Hukuki kıymeti yoktur. Ancak isbat vesikası
mahiyetindedir.
Tebâdül : Değişme
Tehcîr : Göç ettirmek
Temâdi : Birbirinin devamı, devam etmek.
Temlîk : Mülk olarak vermek, mülkiyeti bedel karşılığı
başka birine nakletmek
Temellük : Mülk edinmek
Temessük : 1- Eski hukukta borç senedi
2- Has, timar ve zeamet sahipleri ile mütevelliler tarafından verilen, miri ve vakıf arazide tasarruf yetkisini bildiren belge
Terkîn : Silme (kayıttan düşürme)
Teselsül : Zincirleme
Tevliyet : Vakıf malları üzerinde kullanma yetkisi, vakıf işine bakma
görevi. görev sahiplerine mütevelli denir.
Tezyîd : Artırma
Tefvîz : Para mukabilinde hükümet tarafından verilen satılan
hak mukabilinde hükümet tarafından verilen
Takdîr-i bedel : gayrimenkul malın emsaline göre bedelini takdir etme
Tashîh : Düzeltmek
Tûl : Uzunluk
Tûlen : Uzunluğu
Tedâvül : kayıtları tesis edildikten sonra alım, satım, ifraz,
intikal sebeplerden dolayı şahıslar arası gelen
değişiklikler.
Tevsîk : Vesikalandırma, sağlamlaştırma, yazılı hale getirme
Teb‘a-i Devlet-i Aliyye : Osmanlı Devletine bağlı, tabi
Tekye : İbadet ve ders için toplanılan yer

-U-

Uhde : kimsenin üzerinde olan iş, sorumluluk

-V, Y-
Vakıf Temessükü : Vakıf memurları tarafından eski tarihlerde verilen senet
Vakf-ı müstesnâ : Vakıflar idaresinin müdahale ve mürakabesi olmaksızın,
doğrudan doğruya mütevellileri tarafından idare olunan
vakıflar
Veled : Oğul (gayri müslimler için)
Vefâen ferâğ : Taşınmaz mal rehni
Veledân : Çocuklar (Gayri Müslimler için)
Yoklama Kayıtları : Rumi 1288-1325 tarihleri arası miri arazinin, yetkili
memurlar tarafından mahalline gidilerek, yerinde görülüp
incelenerek tutulan kayıtlar.
Yemîn : Sağ
Yemîni : Sağ taraf
Yesâri : Sol taraf
Yemîn ü yesâr : Sağ ve sol

-Z-

Zabıt Kayıtları : Kadastro (tapulama) görmeden önce taşınmazlarla ilgili
tutulan kayıtları.
Zâde : Oğul, evlat
Zâviye : İbadet ve ders için toplanılan yer
Zahri : Arkası, arkaya ait.
Zevc : Koca
Zevce : Karı
Zımn : İç taraf

2)KAYITLARIN NEVİ VE İKTİSAP SÜTUNUNDA GEÇEN
HİSSE ORANLARI ARAPÇA BAYAĞI KESİRLER

Nısıf : 1/2, yarısı
Sülüs : 1/3’ü
Sülüsan (sülsan) : 2/3’ü
Rub‘ : 1/4
Râbi‘ : Dördüncü
Râbi‘an : Dördüncü olarak
Hums : 1/5
Südüs : 1/6
Subu‘ : 1/7
Sümün : 1/8
Tüs‘ : 1/9

3) ESKİ KAYITLARDA BULUNAN VE DEĞİŞİK YÖRELERDE KULLANILAN MAHALLİ ÖLÇÜLER

Eski yüzölçümü birimleri:
1 Atik Dönüm =1600 Arşın kare = 918,672m2. 1 Atik Evlek = 400 Arşın kare = 229, 668 m2.
1 Arşın kare = 0, 57417 m2.
1 Cedid Dönüm = 2500.00 m2.
1 Cedid Evlek = 100.00 m2.
1 Kirah = 1 dm2.
1 Cerip = 60X60=3600 Zira=2067, 012 m2.
1 Zira = 0, 57417 m2.

Eski uzunluk ölçü birimleri:
1 Fersah = 7500 Arşın = 5685 m.
1 Berid = 4 Fersah = 22740 m.
1 Merhale = 2 Berid = 45480 m.
1 Kara mili = 2500 Arşın = 1895 m.
1 Kulaç = 2, 5 Arşın= 1, 895 m.
1 Arşın = 0, 75774 m.
1 Parmak = 1/24 Arşın= 0, 03157 m.
1 Hat = 1/12 Parmak= 0, 00263 m.
1 Nokta = 0. 00022 m.
1 Urup = 0, 085 m.
1 Endaze = 0, 65 m.
1 Adım = 0, 75774 m.
1 Hatve = 0, 75774 m.

Kullanıldığı Yöreye Göre Değişen Ölçü Birimleri

Bölgesi Ölçü birimi Metrik karşılığı
AFYON 1 Dönüm 2000, 00 m2.
ANKARA 1 Mucur 32, 3544 m2.
“ 1 Şinik 129, 1883 m2.
“ 1 Yarım 516, 753 m2.
AYDIN 1 Satraç 0, 57417 m2.
ARHAVİ 1 Kıyye 150, 00 m2.
BURSA 1 Muzur 4643, 36 m2.
ÇUMRA 1 Dönüm 2500, 00 m2.
“ 1 Havayi 17 Litre
ELAZIĞ 1 Kot 229, 668 m2.: 4=57, 417 m2. “ 1 Ölçek 229, 668 m2.
“ 1 Urub (Rusu) 918, 672 m2.
“ 1 Kil 3674, 688 m2.

Bölgesi Ölçü birimi Metrik karşılığı
ESKİŞEHİR 1 Araba ot 4- 6 Dönüm
ERZURUM 1 Batman 459, 336 m2.
ERMENEK Kutu 4, 5 ¬¬¬- 5 Kg.
GAZİANTEP Kile 160 – 170 Kg.
“ Timin 1/8 Kile
GİRESUN Kod 1500, 00 m2.
“ Kıye 2500, 00 m2.
GİRESUN Karış 20 cm.
HADİM Mandal 30- 40 m2.
‘’ Evlek 250. 00 m2
HADİM Dönüm 1435, 4247 m2.
İSTANBUL 1 Kile 1837, 344 m2.
“ 1 Müd 36746, 88 m2.
İZMİR 1 Satraç 0, 57417 m2.
KARAPINAR Çiftçi dönümü 2500. 00 m2.
dönüm 2025. 00 m2.
“ Hükümet dönümü 10000. 00 m2.
K.MARAŞ Çiftlik 3000, 00 m2.
KELKİT Kile 918, 672 m2.
NİKSAR ½ teneke ğday 1300, 00 m2 REŞADİYE Kil 2067, 75 m2.
“ Kot 459 m2.
“ Evlek 229, 75 m2.
SAMSUN Kil 918, 672 m2.

ÇARŞAMBA Kesim 2765.00 m2 (Yeşilırmak’ın Doğu Bölgesi)
2025,00 m2
(Yeşilırmak’ın Batı Bölgesi)

TERME Kesim 3600 m2.
ALAÇAM Kabak 8000,00 m2.
SİVAS Ölçek 918,672 m2.
SİVAS Evlek 229,668 m2.

Bölgesi Ölçü birimi Metrik karşılığı
SİVAS Kile 12861,408 m2.
TOKAT Rublağ 1837,344 m2.
TRABZON Kot 1200,00 m2.
URFA Timin 1837,344 m2.
“ Kile 14698,752 m2.
“ Ölçek 918,672 m2.
YOZGAT Kile 918,672 m2.
“ Çerik 150,00 m2.

4) ESKİ KAYITLARINDA YER ALAN TAKVİMLER VE BUNLARIN BUGÜNKÜ KARŞILIKLARI

a) Hicri Takvim
Hicrî takvim Hz. Muhammed′in ölümünden sonra, günlerin hesaplanması konusunda ortaya çıkan bazı anlaşmazlıklar üzerine düzenlendi. Hz. Muhammed’in Mekke′den Medine′ye göç hicret yılı olan 622 Miladi yılı takvimin başlangıç yılı edildi. Hicretin gerçekleştiği ayın Muharrem ayı olduğu anlaşılınca takvimin başlangıç ayının da Muharrem olması kararlaştırıldı. Böylece 1 Muharrem gününe denk gelen 16 Temmuz 622 Milâdî tarihi Hicrî takvimin başlangıç günü oldu. Hicrî yılı Milâdî çevirmek için Hicrî yıl 33’e bölünecek, bölümden arta kalan sayı dikkate alınmadan bölüm olarak elde edilen sayı Hicrî yıldan çıkartılıp 622 sayısı eklendiğinde Milâdî yıl bulunmuş olacaktır.
Örneğin 1391 yılının Milâdî karşılığını bulalım: Önce Hicrî sayı olan 1391′i 33′e böleceğiz. Karşımıza sonuç olarak 42, kalan sayı olarak da 5 çıkmaktadır. kalanı hesaba katmadan Hicrî rakam olan 1391′den bölüm olarak tespit edilen 42′yi çıkarıp, kalana 622′yi ilave edeceğiz. durumda;
1391 : 33 = 42, kalanı 5.
1391¬¬ – 42 = 1349
1349 + 622 = 1971
Sonuç olarak Hicrî 1391′in karşılığı Milâdî 1971′dir.

Kayıtları H.1263 (M.1847) ila H.1287 (M.1871) Tarihleri Arası Hicrî (Arabî) Takvim Kullanılmıştır.

Hicrî / Arabî Aylar Sembolü Kaçıncı Ay Oldukları
Muharrem Mim harfi I. ay
Safer Sad harfi II. ay
Rebi‘ü’l-evvel (R.Evvel) Ra, elif harfleri III. ay
Rebi‘ü’l-âhir (R.Ahir) Ra harfi IV. ay
Cemâziye’l-evvel (C.Evvel) Cim, elif harfleri V. ay
Cemâziye’l-âhir (C.Ahir) Cim harfi VI. ay
Receb Be harfi VII. ay
Şaban Şın harfi VIII. ay
Ramazan Nun harfi IX. ay
Şevval Lam harfi X. ay
Zilka‘de (Z.Kade) Zel, elif harfleri XI. ay
Zilhicce (Z.Hicce) Zel harfi XII. ay

b) Rûmî Takvim
Rûmî sene M.Ö. 46′da Roma İmparatoru Jül Sezar adına düzenlen takvim esasına dayanır. Yılbaşı Mart edilir. Rûmî sene ile Hicrî sene arası süre farkı vardır. Hicrî ayların 29 30 gün sürmesi, aylarla, Milâdî aylar arası yılda 10 günlük farkın oluşmasına neden oldu. Aradaki fark, her 33 yılda Hicrî yılın Milâdî ya da Rûmî yıldan düşürülmesine neden olmuştur. Buna sıvış senesi denir. Rûmî seneyi bulmak için Miladi seneden 584 çıkartılır. Örneğin: 1985 Miladi seneye çevirmek için 1985 – 584 = 1401 şeklinde Rûmî seneyi buluruz. Rûmî seneyi Miladi seneye çevirmek için örneğin 1331 senesini ele alalım. Miladi seneye çevirmek için 1331 senesine 584 ekleriz durumda 1331 + 584 = 1915 şeklinde Miladi sene bulunur. Rumi sene 1840 yılı yeniden düzenlendi ve takvim 1925 yılına kadar işlemlerde kullanıldı.

Kayıtları R.1287 (M.1871) ila R.1334 (M.1918) Tarihleri Arası Rûmî Takvim Kullanılmıştır.

kayıtları tutulmaya başladığı Hicri 1263 / Miladi 1847 tarihinden itibaren miri araziye ait kayıtlarda Hicri takvim esas alınmış, H.1287/M. 1871 senesine kadar kullanılmıştır. seneden sonra kayıtlarda Rûmî takvim esas alınmış, kimi kayıtlarda Hicri ve Rumi yan yana verilmiştir.

Rûmî Aylar Hangi Aya Tekabül Ettiği
Mart Mart
Nisan Nisan
Mayıs Mayıs
Haziran Haziran
Temmuz Temmuz
Ağustos Ağustos
Eylül Eylül
Teşrin-i Evvel (T. Evvel) Ekim
Teşrin-i Sânî (T. Sani) Kasım
Kânûn-ı Evvel (K. Evvel) Aralık
Kânûn-ı Sânî (K. Sani) Ocak
Şubat Şubat

1334 (1918) Yılı, Rûmî Malî Yılbaşı Olarak Kânûn-ı Sânî adilmiş ve 1341 (1925) tarihine kadar Rumi Takvim kullanılmıştır.

Buna göre;

Rûmî Aylar Hangi Aya Tekabül Ettiği
Kânûn-ı Sânî Ocak
Şubat Şubat
Mart Mart
Nisan Nisan
Mayıs Mayıs
Haziran Haziran
Temmuz Temmuz
Ağustos Ağustos
Eylül Eylül
Teşrin-i Evvel (T. Evvel) Ekim
Teşrin-i Sânî (T. Sânî) Kasım
Kânûn-ı Evvel (K. Evvel) Aralık

c) Miladi Takvim
Kayıtları M.1926 (R.1342) tarihinden sonra Miladi Takvim kullanılmaya başlanmıştır.

_____________________________________________________________________

01/06/2007

Tüketim semtleri – Ece Temelkuran (Milliyet) Google

Diyarbakır’dan dostum İstanbul’a geldi. Gelir gelmez ‘Yahu şu Nişantaşı’nı görelim” dedi. Malum Türk basınının meşhur ettiği İstanbul semtleri var ki.

Hatta Türkiye yazı-çizi hayatı olarak Cihangir-Nişantaşı hattı şlandığı için sanki Malatya’daki da buraları ezbere bilirmiş şma hali hâkim gazete ve televizyonlarda.

Tıpkı televizyon kanallarının “Bugün çok sıcaktı” haberi yapması . Bugün nerede sıcaktı? Bahsettikleri İstanbul’dur, ama kargadan başka kuş bilmemek , memlekette İstanbul’dan başka şehir yokmuş şmanın sonucu olarak bugün ya sıcaktır ya soğuktur.

Beyinler de yoruluyor!

Ağrı’da kara kış devam ederken “Yaz sıcakları aniden bastırdı” haberleri Nişantaşı ‘muamması’ da alıp yürüdüğü için arkadaşıma Nişantaşı turu yaptırmak icap eti.

Dedim ki “İşte buralar buralar hep kafe”, ekledim, ‘Buralar buralar da hep dükkân.’

“Eeee?” Eeee’si işte o kadardı. Dükkânlar ve kafelerden başka şey yoktu. Dedim ki “Burası tüketim semti. Başka numara yok.”

Sonra semtin ‘yaşam matematiğine’ takıldı gözüm. Şöyle cereyan diyordu olay:

Kadınlar ve nadiren de adamlar alışveriş yapıyor. Alışveriş döngüsüne girince çıkmak zordur, çıkamıyorlar ve alışveriş cehenneminin içine, daha derinlere doğru yuvarlanıyorlar.

Derken, alışveriş dünyası onları yorgun argın gövdeler olarak dışarı fırlatıyor ve kendilerini bitkin şekilde kafe’lere atıyorlar.

Kafe’lerde kahvenin yanına mutlaka tatlı şey yeniyor çünkü beyin yorulmuş oluyor seçimler yaparken.

Bluzun yeşili mi kırmızısı mı? Pantolonun fermuarlısı mı düğmelisi mi?

Falan filan derken milyon olmuş kafa şekere ve karbonhidrata ihtiyaç duyuyor fena şekilde. Sonra o şekerli, karbonhidratlı besinler lüp lüp yendikten sonra bastırıyor mu suçluluk duygusu.

Haydi bakalım Nişantaşı’ ve benzer semtlerde bolca bulunan güzellik salonlarına, spor salonlarına, saunalara. Neden?

Çemberi tamamlayacak mağaza seferberliğinde alınacak giysilere sığabilmek için. Sonra tekrar mağazalar, tekrar kafeler ve tekrar güzellik salonları ve böyle devam edip gider.

döngünün en mükemmel devam ettiği yer ise Anadolu yakasındaki Bağdat Caddesi’dir. Orada güzellik ve spor salonları ile fırınlar, pastaneler, kafeler tam karşılıklı durur. Kadınlar da caddenin iki yanına yaptıkları seferlerle devridaimin içinde yuvarlanır giderler.

İnsan yabancı birini gezdirirken yaşadığı yere de onun gözleriyle bakmaya başlar.

tür aniden turist olursunuz kendi hayatınızın içinde. Şöyle baktım Nişantaşı’na. Tam tüketim semti. Tam olarak şey üretilmiyor. Rehaveti, sıkıntısı ve gevşekliği bundan.

‘Cesedimi kuyuya atın’

Ama bütün ekonomi-politik geyik arasına şunu da ekleyeyim:

Bütün bunlardan daha sıkıntılı olan şey ise erkeklerle alışverişe çıkan kadınların giysilere bakarken kaçırdıkları o bakış.

Adamların yüzündeki “Beni öldürün. Cesedimi kuyuya atın. Ama beni mağazadan çıkarın yalvarırım!” bakışını izlemek müthiş keyifli oluyor.